Preloader Close
  • 0 (312) 286 10 84

  • Engelsiz Oyun Parkı İçi Çankaya/Ankara

Serebral Palsili Çocukta Hışıltı: Astım mı, Başka Bir Solunum Sorunu mu?

Serebral palsili çocukta hışıltı: Astım mı, başka bir solunum sorunu mu?

Bir çocuğun nefes alırken çıkardığı ıslık benzeri ses aileyi doğal olarak endişelendirir. Hışıltı duyulduğunda akla ilk gelen hastalıklardan biri astımdır. Ancak serebral palsili bir çocukta aynı sesin ardında yutma güçlüğü, akciğere kaçan tükürük, balgamın temizlenememesi veya başka bir solunum sorunu bulunabilir. Doğru nedeni anlamak, çocuğun gerçekten ihtiyacı olan desteği almasını sağlar.

Serebral palsi solunumu nasıl etkiler?

Serebral palsi, gelişmekte olan beyindeki bir etkilenmenin hareket ve duruş üzerindeki sonuçlarını tanımlar. Her çocuk aynı biçimde etkilenmez. Bazıları yürüyebilir ve yalnızca hafif hareket güçlüğü yaşarken, bazıları oturmak, yutmak ve öksürmek için desteğe ihtiyaç duyar. Solunum sorunları özellikle daha ağır etkilenmiş çocuklarda hastaneye yatışların ve sağlık sorunlarının önemli nedenlerinden biridir. Bunun tek bir açıklaması yoktur: Yutma, ağız içindeki tükürüğün kontrolü, kas gücü, duruş, beslenme ve uyku birbirini etkiler.

Akciğerlerin temiz kalmasında öksürük önemli bir savunmadır. Güçlü bir öksürük, hava yollarındaki salgıyı dışarı atmaya yardım eder. Solunum kasları yeterince güçlü çalışmadığında veya göğüs kafesi hareketi kısıtlandığında bu temizlik zorlaşabilir. Balgam birikebilir ve enfeksiyonlar daha ağır seyredebilir. Omurgadaki eğrilik ve desteklenmeyen oturma pozisyonu da göğsün genişlemesini güçleştirebilir. Bu nedenle solunum değerlendirmesi yalnızca akciğeri dinlemekten ibaret değildir; çocuğun günlük yaşamına bütün olarak bakmak gerekir.

 Hışıltı her zaman astım anlamına gelir mi?

Astımda hava yolları zaman zaman daralır. Öksürük, hışıltı ve nefes darlığı görülür; belirtiler gece, egzersiz sırasında veya viral enfeksiyonlarla artabilir. Serebral palsili çocuklar da astım olabilir. Bununla birlikte, mevcut derlemeler serebral palsinin tek başına çocuklarda astımı daha sık hale getirdiğini göstermiyor. Üstelik ailelerin “hırıltı” diye tarif ettiği ses her zaman akciğerdeki küçük hava yollarından gelmeyebilir. Boğazda biriken salgı, üst solunum yolundaki tıkanma ya da aspirasyona bağlı tahriş de benzer sesler çıkarabilir.

Aspirasyon, yiyeceğin, içeceğin veya tükürüğün nefes borusuna kaçmasıdır. Yutmayı sağlayan kaslar uyum içinde çalışmadığında bu durum yemek sırasında ortaya çıkabilir. Tükürük gün içinde ya da uykuda geriye doğru birikerek de solunum yoluna ulaşabilir. Daha da önemlisi, çocuk her kaçışta öksürmez; buna “sessiz aspirasyon” denir. Yemekle birlikte öksürme, ıslak veya gürültülü solunum sesi, sık göğüs enfeksiyonu ve açıklanamayan hışıltı yutmanın değerlendirilmesi gerektiğini düşündürür. Tükürüğün arkaya kaçması özellikle gözden kaçabilen bir sorundur.

Bu ayrım pratikte önemlidir. Aspirasyona bağlı bir yakınmayı yalnızca astım ilacıyla çözmeye çalışmak, asıl sorunun değerlendirilmesini geciktirebilir. Tersine, gerçekten astımı olan bir çocuğun tedavisi de ihmal edilmemelidir. Hekim belirtilerin ne zaman başladığını, yemek ve uykuyla ilişkisini, enfeksiyonların sıklığını ve verilen ilaçlara yanıtı birlikte inceler. Çocuk yaşına ve becerilerine uygunsa solunum fonksiyon testi yardımcı olabilir; test yapılamaması ise değerlendirmeyi imkânsız kılmaz. Uzmanlar, astım düşünüldüğünde tedavi yanıtının izlenmesini ve yarar görülmüyorsa tanı ile tedavinin yeniden gözden geçirilmesini önerir.

Astımı düşündüren tablo, öksürük, nefes dalığı gibi belirtilerin belirli tetikleyicilerle artması ve ataklar arasında hafiflemesidir. Alerjik nezle, egzama veya ailede astım öyküsü de hekimin değerlendirmesinde yer alabilir; bunların hiçbiri tek başına tanı koydurmaz. Serebral palsili bir çocukta birden fazla neden aynı anda bulunabilir: Örneğin astıma yatkın bir çocuk hem viral enfeksiyonda hışıldayabilir hem de yemek sırasında aspirasyon yaşayabilir. Bu yüzden “astım mı, aspirasyon mu?” sorusunun yanıtı her zaman tek seçenek değildir. Çocuğun farklı zamanlarda yaşadığı yakınmaları aynı muayenede anlatmak, bu nedenlerin birlikte ele alınmasını sağlar.

Prematüre doğum tabloyu değiştirebilir

Prematüre doğan çocukların akciğer gelişimi farklı olabilir. Prematürite, özellikle çok erken doğum veya bronkopulmoner displazi öyküsü varsa, sonraki yıllarda hışıltı ve astım benzeri yakınmalarla ilişkili olabilir. Fakat prematüre doğan her çocuk astım olmaz; hışıltının nedeni yine ayrı ayrı araştırılmalıdır.

Aileler hangi ipuçlarını izlemeli?

Çocuğun alışılmış solunumunu tanımak, değişikliği fark etmeyi kolaylaştırır. Yemekte öksürme veya boğulur gibi olma, beslenme sonrasında ses değişikliği, sık balgamlı öksürük, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve gece horlaması sağlık ekibiyle paylaşılmalıdır. Belirtilerin yemek, uyku, enfeksiyon veya hareketle ilişkisini kısa notlar halinde kaydetmek yararlı olabilir. Aile çocuğun çıkardığı sesi telefonla kaydedebiliyorsa, muayenede göstermesi de sesin tarifini kolaylaştırabilir. Bu gözlemler tanı koymaz; hekimin doğru soruları sormasına yardım eder.

Uyku da göz ardı edilmemelidir. Gece belirgin horlama, solunumun durur gibi olması, sık uyanma veya gündüz olağan dışı uyku hali varsa çocuğun uykuda solunumu değerlendirilmelidir. Serebral palside uyku sırasında üst hava yolu tıkanması, solunumun yüzeyselleşmesi ya da başka solunum düzensizlikleri görülebilir. Hekim gerekli görürse uyku testi ister. Bazı çocuklar gece solunum desteğinden yararlanabilir, ancak uygun yöntem çocuğun gereksinimleri ve tedaviyi tolere edebilmesi dikkate alınarak seçilir.

Daha rahat nefes almak için neler yapılabilir?

Yutma güçlüğü kuşkusunda konuşma ve yutma alanında çalışan uzmanların değerlendirmesi önemlidir. Besinin kıvamı, beslenme sırasında baş ve gövde desteği ve beslenme hızı çocuğa göre düzenlenebilir. Sıvıları koyulaştırmak ya da ağızdan beslenmeyi değiştirmek her çocuk için çözüm olmayabilir. Ağızdan beslenme güvenli veya yeterli değilse tüple beslenme seçenekleri aileyle görüşülebilir.

Reflü belirtileri, kabızlık ve yetersiz beslenme de sağlık ekibine anlatılmalıdır. Reflü için kullanılan asit azaltıcı ilaçlar mide içeriğinin akciğere kaçmasını doğrudan önlemez; kullanımları çocuğun bulgularına göre değerlendirilir. Dişlerin ve ağzın düzenli bakımı, önerilen aşıların takibi ve sigara dumanından uzak bir ortam, genel solunum bakımının parçalarıdır. Balgamı çıkarmakta zorlanan çocuklarda eğitimli fizyoterapist çocuğa uygun pozisyonları ve hava yolu temizleme yöntemlerini gösterebilir. Öksürük destek cihazları bazı çocuklar için düşünülebilir; her yöntem herkeste aynı yararı sağlamaz.

Astım tanısı konmuşsa, ilacın akciğere ulaşması için kullanılacak cihaz da çocuğa uygun seçilmelidir. Maske ve aracı tüp gereksinimi yaşa, yüz uyumuna ve çocuğun kullanabilmesine göre değişebilir. Sağlık çalışanından uygulamayı göstermesini, ardından ailenin aynı işlemi onun yanında denemesini istemek yararlıdır. Koruyucu ilaçla belirtiler sırasında kullanılan ilacın görevleri farklıdır; çocuğun yazılı tedavi planında hangi ilacın ne zaman kullanılacağı açık olmalıdır. Belirtiler sürüyorsa önce uygulama tekniği ve gerçek tedavi yanıtı kontrol edilmeli, ardından başka solunum nedenleri yeniden değerlendirilmelidir.

Ne zaman gecikmeden yardım alınmalı?

Nefes alıp vermede güçlük, kaburgalar arasında çekilme, morarma, olağandan belirgin halsizlik veya uyandırılamama, beslenememe ya da solunum sıkıntısıyla birlikte hızla kötüleşme varsa acil değerlendirme gerekir. Daha yavaş gelişen fakat tekrarlayan öksürük, hışıltı veya akciğer enfeksiyonları da planlı bir değerlendirmeyi hak eder.

Kaynaklar

  1. Boel L, ve ark. Respiratory morbidity in children with cerebral palsy: an overview. Developmental Medicine & Child Neurology. 2019;61:646–653.
  2. Marpole R, ve ark. Evaluation and Management of Respiratory Illness in Children With Cerebral Palsy. Frontiers in Pediatrics. 2020;8:333.
  3. Spoto G, ve ark. Respiratory Comorbidities and Complications of Cerebral Palsy. Developmental Neurorehabilitation. 2024;27:194–203.
  4. Knight Lozano R, ve ark. Community-based respiratory health measures in children and young people with cerebral palsy: A scoping review. Developmental Medicine & Child Neurology. 2024;66:849–862.
  5. Dias BLS, de Lima FM. Posterior drooling and saliva aspiration in children with cerebral palsy: hidden threats. World Journal of Pediatrics. 2025;21:1230–1243.
  6. Gibson N, ve ark. Prevention and management of respiratory disease in young people with cerebral palsy: consensus statement. Developmental Medicine & Child Neurology. 2021;63:172–182.
  7. Caffarelli C, ve ark. Are Babies Born Preterm High-Risk Asthma Candidates? Journal of Clinical Medicine. 2023;12:5400.
  8. Dhandayuthapani R, ve ark. Sleep problems and sleep disordered breathing in children with cerebral palsy. Paediatric Respiratory Reviews. 2026;58:32–38.

Küvöz Sonrası Bakım

Prof.Dr.Nilgün ALTUNTAŞ

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları &Yenidoğan Uzmanı

 @prof.dr.nilgunaltuntas

 

         Sevgili anne ve babalar, bebeğinize doğumdan hemen sonra kavuşamadınız. Onu kucağınıza almak ve eve götürmek için uzun süre sabırla beklediniz. Zor bir dönemdi; zaman zaman kaygılandınız, yoruldunuz. Şimdi bebeğinizi eve götürme zamanı. Evde de dikkat etmeniz gereken bazı noktalar olacak. Bu yazıda ilk günlerde en çok ihtiyaç duyacağınız bilgileri bir araya getirdim. Bebeğinize özel olarak verilen taburculuk planı her zaman bu genel bilgilerin önündedir.

Eve çıkmadan önce

Taburculuk özeti, beslenme planı, ilaçlar ve kontrol tarihleri yazılı olarak elinizde olsun. Bebeğe bakım veren en az iki kişinin besleme, ilaç verme, ateş ölçme ve varsa evde kullanılacak cihazlar konusunda uygulamalı eğitim alması yararlıdır.

  • Beslenme şekli, öğün aralığı, hedef miktar ve anne sütü güçlendiricisi ya da özel mama kullanımı açıkça yazılmış olmalıdır.
  • İlaçların adı, dozu, verileceği saat ve kullanılacak ölçüm aracı belli olmalıdır. Mutfak kaşığı yerine ağızdan ilaç enjektörü veya ilaç kutusu içinden çıkan ölçeği kullanın.
  • İlk çocuk hekimi veya yenidoğan kontrolünün tarihi ile ROP (Prematüre retinopatisi), işitme ve diğer bölüm randevularını takvime kaydedin.
  • Gündüz ve gece ulaşabileceğiniz telefon numaralarını; acil durumda gideceğiniz sağlık kuruluşunu önceden belirleyin.

İlk kontrol, taburculuk ekibinin belirlediği tarihte yapılmalıdır. Bu tarih çoğu bebekte ilk birkaç gün ile ilk hafta içindedir. ROP dışarıdan fark edilen bir belirti vermeden ilerleyebileceği ROP muayenesi için verilen tarih kesinlikle geciktirilmemelidir.

Beslenme ve büyüme

Anne sütü prematüre bebek için ilk tercihtir. Ancak bazı bebeklerin taburculuktan sonra da anne sütü güçlendiricisine, ek kalori ve proteine ya da prematüre bebeklere uygun özel mamaya ihtiyacı olabilir. Bu destek bebeğin doğum haftası, büyümesi ve hastalıklarına göre belirlenir. Güçlendiriciyi veya mamayı kendi kararınızla azaltmayın, artırmayın, yoğunlaştırmayın ya da sulandırmayın.

  • Öğün aralığına uyun. Prematüre bebekler açlık işaretlerini her zaman güçlü göstermez; yalnızca ağlamasını beklemeyin. Doktorunuz farklı bir plan vermediyse bebeği size öğretilen saatlerde uyandırarak besleyin.
  • Bebeğin ritmini izleyin. Emmenin yavaşlaması, hızlı soluma, gevşeme, sütü ağızda biriktirme veya emmek istememe yorulma belirtisi olabilir. Ara verin; birkaç dakika dinlendikten sonra taburculukta öğretilen şekilde devam edin.
  • Beslenme sırasında öksürme, boğulur gibi olma, dudak veya dilde morarma, belirgin soluklaşma, terleme, göğüste çekilme ya da sık sık nefes alma olursa beslemeyi durdurun. Bebeği dikleştirin ve sağlık ekibiyle görüşün. Solunum durması veya düzelmeyen morarma varsa 112’yi arayın.
  • Bir öğünde az alması tek başına yetersiz beslendiği anlamına gelmez. Yine de öğünleri sürekli tamamlayamıyorsa, beslenme belirgin uzuyorsa veya idrarı azalıyorsa kontrol tarihini beklemeyin.

Beslenmenin yeterliliği kilo, boy ve baş çevresinin birlikte izlenmesiyle değerlendirilir. Evde her gün tartmak çoğu ailede gereksiz kaygı yaratır; yalnızca doktorunuz istediyse ve aynı koşullarda tartın. Demir, D vitamini ve diğer desteklerin dozu bebeğe özeldir. Ürünü ve dozu kontrol etmeden değiştirmeyin.

Vücut ısısı ve oda sıcaklığı

Prematüre bebekler ısı kaybına daha yatkındır; aşırı ısıtılmaları da güvenli değildir. Evde oda ısısı 22–24 °C, çoğu taburcu prematüre için uygun bir başlangıç aralığıdır. Ancak asıl hedef bebeğin koltuk altı vücut ısısını 36,5–37,5 °C arasında tutmak ve terlemesini önlemektir. Evin koşulları, bebeğin kilosu ve sağlık durumu farklı olabileceği için taburculuk ekibiniz başka bir sıcaklık önerdiyse onu uygulayın.

  • Isıyı el ve ayaktan değerlendirmeyin; eller ve ayaklar serin olabilir. Göğüs veya ense sıcak, terli ya da kızarmışsa bir kat azaltın.
  • Genellikle sizin giydiğinizden bir ince kat fazla giydirmek yeterlidir. Uyku sırasında ev içinde şapka, sıcak su torbası, elektrikli battaniye veya doğrudan ısıtıcı kullanmayın.
  • Isıyı dijital termometreyle koltuk altından ölçün. Koltuk altı kuru olsun; termometrenin ucu deriye tam değsin ve kolu gövdeye kapatın. Sürekli ölçüm gerekmez; bebeğiniz sıcak ya da soğuk hissedildiğinde, iyi beslenmediğinde veya doktorunuz istediğinde ölçün.
  • Isı 36,5 °C’nin altındaysa bir kat giysi ekleyin veya uyanıkken ten tene temas uygulayın ve yaklaşık 30 dakika sonra yeniden ölçün. Değer düşük kalıyorsa sağlık ekibiyle görüşün; 36,0 °C’nin altındaysa gecikmeden değerlendirme gerekir.
  • Kronolojik yaşı üç aydan küçük bir bebekte 38,0 °C veya üzeri ateş acil tıbbi değerlendirme gerektirir. Doktorla görüşmeden ateş düşürücü vermeyin.

Kanguru bakımı ve banyo

Ten tene temas, taburculuk planı uygunsa evde de sürdürülebilir. Bebek yalnız bezli olarak göğsünüze dik yerleştirilir. Yüzü görünür, başı yana dönük, boynu doğal ve hava yolu açık olmalıdır. Uygulayan yetişkin uyanık ve ayık olmalı; koltukta ya da yatakta bebeği taşırken uyumamalıdır.

Bebeğinizi vücut ısısını koruyabiliyor ise  ve size banyo izni verildiğinde yıkayın. Oda cereyansız olsun; su yaklaşık 37–38 °C olmalıdır. Bileğiniz ile control edebilirsiniz, ılık olsun. Banyoyu kısa tutun, bebeği hemen kurutup giydirin. Küvetin yanında her şeyi önceden hazırlayın ve bebeği bir an bile yalnız bırakmayın.

Her uykuda güvenli uyku

  • Gündüz uykuları dahil her uykuda sırtüstü yatırın. Reflü, yüzüstü ya da yan yatırmak veya yatağın başını yükseltmek için bir gerekçe değildir; yalnızca uzman ekibin yazılı olarak belirttiği özel durumlar istisnadır.
  • Bebek düz ve sert bir döşekte, yalnızca gergin çarşaf bulunan güvenlik standardına uygun bir beşikte uyumalıdır. Yastık, yorgan, gevşek battaniye, oyuncak, kenar koruyucu, yuva, pozisyon yastığı ve eğimli yatak kullanmayın.
  • Mümkünse ilk altı ay aynı odada, fakat ayrı yatakta uyutun. Koltukta veya kanepede bebeğinizle birlikte uyumayın. Emzirirken uyuklarsanız uyanır uyanmaz bebeği kendi yatağına alın.
  • Battaniye yerine bedenine tam uyan bir uyku tulumu kullanılabilir. Ev monitörü kullanılması güvenli uyku kurallarının yerini tutmaz.

Otomobille yolculuk

Bebeği her yolculukta yaşına ve kilosuna uygun, arka yöne bakan oto koltuğunda taşıyın. Taburculukta kendi koltuğunuzla oturma testi yapıldıysa aynı yerleşimi sürdürün. Üreticinin vermediği yastık ve destekleri eklemeyin; kalın montla bağlamayın. Oto koltuğu bir uyku yatağı değildir. Eve ulaştığınızda uyuyan bebeği düz ve güvenli yatağına alın.

Enfeksiyonlardan korunma ve aşılar

Bebeğe dokunmadan önce eller su ve sabunla yıkanmalıdır. Ateşi, öksürüğü, ishali, döküntüsü veya bulaşıcı hastalık teması olan kişiler ziyarete gelmemelidir. İlk aylarda kalabalık ve iyi havalanmayan kapalı ortamlardan kaçının. Ev ve otomobil tamamen sigara dumanından ve elektronik sigara aerosolünden uzak olmalıdır.

Klinik olarak stabil prematüre bebeklerde aşıların çoğu düzeltilmiş yaşa göre değil, doğumdan itibaren geçen kronolojik yaşa göre ve tam doz uygulanır. Hepatit B aşısında doğum ağırlığı ile annenin HBsAg durumu önemlidir; taburculuk kartındaki planı izleyin. Rotavirus aşısının başlama yaş sınırı bulunduğu için gecikmeden plan yapın. Meningokok aşılarını ve RSV’ye karşı mevsimsel korunma gereksinimini bebeğin riskleri ve güncel ulusal uygulamalar doğrultusunda çocuk hekiminizle değerlendirin.

Kontrolleri aksatmayın

Prematüre bebeğin izlemi yalnızca kilo kontrolü değildir. ROP muayeneleri, işitme değerlendirmesi, yenidoğan taramalarının sonuçları, kansızlık ve kemik mineral durumu, beslenme, büyüme ve nörogelişim birlikte ele alınır. Bebeğinizde bronkopulmoner displazi, kalp hastalığı, nörolojik sorun veya başka bir özel durum varsa ilgili bölüm randevuları da izlem planının parçasıdır.

Randevu tarihlerini tek bir yerde tutun. Hastaneye giderken taburculuk özetini, ilaç listesini, aşı kartını, son günlerdeki beslenme bilgilerini ve merak ettiklerinizi yanınıza alın. Mümkünse randevularınızı kaçırmayın. Ama kaçırırdıysanız yeni tarihi en yakın zaman içinde  istemeniz özellikle ROP izlemi için çok önemlidir.

Düzeltilmiş yaşla gelişimi izleyin

Kronolojik yaş doğumdan itibaren geçen süredir. Düzeltilmiş yaş, bebeğin 40 haftadan kaç hafta erken doğduğu ise, o erken haftanın kronolojik yaştan çıkarılması ilehesaplanır (Düzeltilmiş yaş=Kronolojik yaş-(40-Gebelik haftası) . Örneğin 32 haftada doğan bir bebek (8 hafta erken doğmuştur=2 ay) dört aylık olduğunda düzeltilmiş yaşına göre yaklaşık iki aylıktır . Büyüme ve gelişim genellikle ilk iki yıl düzeltilmiş yaşla değerlendirilir; aşılar kronolojik yaşa göre yapılır.

Uyanıkken ve sürekli gözetim altındayken kısa yüzüstü oyunlar, konuşma, göz teması ve ten tene temas gelişimi destekler. Bebeğinizi başka çocuklarla kıyaslamayın; kendi ilerlemesini izleyin. Yeni beceri kazanmıyorsa, kazandığı bir beceriyi kaybediyorsa, belirgin sertlik ya da gevşeklik varsa veya iki tarafını farklı kullanıyorsa kontrol tarihini beklemeden hekiminize başvurun.

Evde oksijen veya monitör kullanılıyorsa

  • Oksijen akımını ve alarm sınırlarını kendi kararınızla değiştirmeyin. Bebeğe özel hedef değerler taburculuk planında yazılı olmalıdır.
  • Oksijen kaynağını ısıdan ve açık alevden uzak tutun. Evde ve otomobilde hiç kimse sigara içmemelidir. Elektrik kesintisi ve cihaz arızası için yedek planınız olsun.
  • Monitör alarm verdiğinde yalnızca ekrana bakmayın; önce bebeğin rengini, solunumunu ve uyanıklığını değerlendirin. Ev monitörü ani bebek ölümü riskini ortadan kaldırmaz.

Hangi durumda hemen yardım almalısınız

112’yi arayın

  • Solunum durması veya tekrarlayan apne
  • Dudaklarda, dilde veya ağız içinde morarma; gri renk ya da düzelmeyen belirgin solukluk
  • İnleme, göğüste belirgin çekilme, burun kanadı solunumu veya nefes alamama
  • Uyandırılamama, belirgin gevşeklik, nöbet, boğulma ya da ani ve ciddi kötüleşme

Gecikmeden tıbbi değerlendirme alın (sağlık merkezine gidin)

  • Kronolojik yaşı üç aydan küçük bebekte 38,0 °C veya üzeri ateş
  • Isıtmaya rağmen 36,0 °C’nin altında kalan ya da tekrarlayan 36,5 °C’nin altındaki vücut ısısı
  • Beslenmenin belirgin azalması, öğünleri art arda tamamlayamama veya beslenirken sürekli yorulma
  • Tekrarlayan kusma, yeşil kusma, karında belirgin şişlik veya kanlı dışkı
  • İdrarın belirgin azalması, yeni başlayan aşırı uyku hali, alışılmadık huzursuzluk veya sarılıkta artış
  • Yeni başlayan sık öksürme, solunum sayısında belirgin artış, renk değişikliği veya olağandan farklı davranış

Temel bebek yaşam desteğini mümkünse taburculuktan önce uygulamalı olarak öğrenin. Acil durumda telefonla tarif beklemek yerine 112’yi ararken bir kişinin eğitildiği şekilde ilk yardıma başlaması hayat kurtarıcı olabilir.

Anne ve babanın iyi oluşu

Yoğun bakım sonrasında kaygı, bebeği sürekli kontrol etme isteği ve yorgunluk sık görülür. Beslenme ve ilaç saatlerini kısa bir çizelgeyle takip etmek, bakımı güvenilir bir yetişkinle paylaşmak ve dinlenmeye zaman ayırmak yardımcı olur. Kaygı günlük yaşamınızı bozuyorsa, umutsuzluğunuz artıyorsa veya kendinize ya da bebeğe zarar verme düşüncesi oluşuyorsa gecikmeden profesyonel destek alın.

En önemli kural şudur: Bebeğinizin taburculuk ekibinin yazılı önerileri bu metinden önceliklidir. Emin olmadığınızda beslenmeyi, ilaç dozunu, oksijen akımını veya cihaz ayarını değiştirmek yerine sağlık ekibine sorun.

Bebeğiniz ile sağlıklı ve keyifli bir yaşam diliyorum…

Kaynaklar

  1. Dünya Sağlık Örgütü. Preterm veya düşük doğum ağırlıklı bebeğin bakımı önerileri, 2022
  2. Dünya Sağlık Örgütü. Kanguru bakımı klinik uygulama kılavuzu, 2025
  3. ESPGHAN Beslenme Komitesi. Prematüre bebekte taburculuk sonrası büyüme ve beslenme, 2025
  4. American Academy of Pediatrics. Güvenli uyku önerileri, 2022
  5. American Academy of Pediatrics. Prematüre bebeğin taburculuk sonrası izlemi
  6. CDC. Prematüre bebeklerin aşılanması
  7. NICE NG72. Prematüre doğan çocukların gelişimsel izlemi
  8. Türk Neonatoloji Derneği. Yüksek riskli yenidoğan bebeğin izlemi
  9. T.C. Sağlık Bakanlığı. Güncel çocukluk dönemi aşı takvimi

Son güncelleme: Eylül 2026. Bu metin genel bilgilendirme içindir; muayenenin ve bebeğe özel tıbbi planın yerini tutmaz.

SEREBRAL PALSİ’DE BESLENME VE YUTMA SORUNLARI

Doç. Dr. Özgü İNAL ÖZÜN

Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Fakültesi, Nörolojik Fizyoterapi-Rehabilitasyon ABD

Serebral Palsi (SP) ilerleyici olmayan nörolojik bir bozukluktur. SP’de motor yetersizliktemel bir semptom olmasına rağmen, nöbetler, duyusal sorunlar, dil ve konuşma sorunları, görme ve işitme sorunları, bilişsel sorunlar ve beslenme ve yutma sorunları gibi birçok durumda bu çocuklarda yaygın olarak görülebilmektedir.

Beslenme ve yutma sorunları, SP’li çocuklarda ve adölasanlarda yaygın olarak görülür. Hemen hemen tüm SP’li çocuklar, yaşamlarının bir noktasında beslenme ve/veya yutma ile ilgili bir zorluk durumu bildirirler ve bu zorluklar hem kısa hem de uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açar. Yutma, yiyecek ve sıvıları mideye güvenli bir şekilde ulaştırmak için ağız boşluğunda, farenkste (yutak) ve özefagusta (yemek borusu) senkronize kas ve sinir hareketlerini içeren karmaşık bir süreçtir. Yutma güçlüğü ise disfaji olarak ifade edilir. SPgenellikle orofarengeal disfaji ile birlikte görülür ve bu durum yetersiz beslenmeye ve beyin gelişimi açısından önemli olan yaşamın ilk birkaç yılı üzerinde olumsuz etkiler gibi sağlık sorunlarına önemli ölçüde katkıda bulunur.

SP’li çocuklar ve adölasanlar fiziksel (örn. SP nedeni ile yetersiz gövde kontrolü), duyusal, bilişsel, davranışsal ve fonksiyonel zorluklar nedeniyle yemek yemede zorluk yaşarlar. Bu çocuklarda oral–motor problemler yaygındır ve düşük kas tonusu, zayıf emme, dil itme refleksi gibi primitif reflekslerin devam etmesi, açık ağız, tükürük kontrolünün zayıflığı, dil hareket aralığının azalması, çiğneme güçlüğü, gastroözofageal reflü, yemek yeme sırasında veya sonrasında öksürük, besine aşırı duyarlılık, boğulma ve kusma gibi semptomlar görülebilir. Bu gibi semptomlar bolusun (ağızda çiğnenip yutulmaya hazır hale gelen lokma) oluşumunu ve güvenli yutmayı engelleyebilir. Bu sorunlar beslenme süresini uzatabilir, beslenme verimliliğini azaltabilir ve aspirasyon riskini artırarak besin alımının miktarını ve kalitesini sınırlayabilir. Sonuç olarak, SP’li çocuklar yetersiz beslenmeye, büyüme geriliğine ve birçok sağlık sorununa karşı daha savunmasız kalırlar. SP’li çocuklarda yetersiz beslenme bağışıklık fonksiyonunu zayıflatabilir ve eğitim faaliyetlerine katılım için konsantrasyonu ve öğrenmeye hazır olma gibi durumları da olumsuz etkileyebilir. Kapsayıcı eğitim çerçevesinde, beslenme ve yutma sorunlarının yeterince ele alınmaması bu çocukların akademik ve sosyal katılımını daha da engelleyebilir. Güvenli yutmanın sağlanması,beslenme verimliliğinin ve beslenme durumunun iyileştirilmesi, SP’li çocukların daha fazla akademik ve sosyal katılım göstermesinin sağlanması ve bu çocukların uzun vadeli bilişsel gelişimleri açısından çok önemlidir.

SP’de beslenme ve yutma sorunları ebeveynler ve bakım verenler açısından da uzun ve stresli yemek saatleri gibi birçok olumsuz duruma neden olabilir. Ayrıca bu sorunlarebeveynlerin ve bakım verenlerin toplumsal ve sosyal aktivitelere katılımın kısıtlanmasına ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesine yol açabilir.

SP’de beslenme ve yutma sorunlarının yaygınlığı ve bu sorunların birey ve ebeveyn üzerindeki olumsuz etkileri göz önüne alındığında, yutma sürecini ve besin alımına etkisini anlamak çok önemlidir. Hem beslenmenin hem de yutmanın kapsamlı bir değerlendirmesi, optimal rehabilitasyon için şarttır. Değerlendirmede beslenme ve yutmanın motor, duyusal, bilişsel, davranışsal, sosyal ve çevresel yönleri kapsamlı şekilde ele alınmalıdır.

SP’de beslenme ve yutma sorunlarına yaklaşım motor, duyusal ve bilişsel becerileri,gastrointestinal ve solunum sistemleri, davranışsal ve çevresel faktörleri de dikkate alan çok disiplinli bir yaklaşım gerektirir. SP’li çocukların benzersiz ihtiyaçlarına göre uyarlanmış kişi merkezli multidipliner rehabilitasyon müdahalelerinin entegrasyonu bu çocukların sağlık sonuçlarını ve okul ve sosyal ortamlarına katılımlarını önemli ölçüde iyileştirebilir. Rehabilitasyon bireyin ve ailenin beslenme ve yutma sorunları ile ilgili farkındalığını arttırmak (örn. beslenme sırasında uygun postürün sağlanması) gibi temel konuları ve çiğneme fonksiyonunun geliştirilmesi için çiğneme kaslarına yönelik egzersiz uygulamalarıgibi farklı yaklaşımları içerebilir.

Sonuç olarak, beslenme ve yutma sorunları SP’li çocuk ve adölasanlarda birçok fiziksel, duyusal, bilişsel, davranışsal ve sosyal problemle önemli ölçüde ilişkilidir. Beslenme ve yutma sorunlarının en erken dönemde fark edilmesi, uygun değerlendirme ve rehabilitasyon yaklaşımlarının kişi merkezli ve multidisipliner olarak planlanması ve uygulanması bu sorunlarla ilgili en olumlu gelişmelerin sağlanması açısından önemlidir.  

Özel Eğitimci Ayşen Şentürk

Serebral Palsi’de Hippoterapi: Nöromotor Rehabilitasyonda At Destekli Yaklaşımın Yeri

Cerebral Palsy (SP), gelişimsel dönemde ortaya çıkan, kalıcı ancak ilerleyici olmayan nöromotor bozukluklar grubudur. Postüral kontrol, denge, kas tonusu ve fonksiyonel hareketlerdeki yetersizlikler bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Son yıllarda alternatif ve tamamlayıcı rehabilitasyon yaklaşımlarından biri olan Hippoterapi, özellikle SP’li çocuklarda fonksiyonel kazanımların artırılmasında dikkat çekmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki Hippoterapi tek başına bir tedavi stratejisi olarak çözüm sunmaz. Bir tedavi stratejisinin önemli bir parçasıdır.

Hippoterapi Nedir?

Hippoterapi atın hareketlerinden istifade eden bir fizyoterapi, iş uğraşı terapisi ve konuşma terapisi tedavi yöntemidir. Hippoterapi terimi nöromüsküler disfonksiyonu olan hastalarda fonksiyonel limitasyonların, yetersizliklerin ve bozulmaların tedavisinde fizyoterapistler, iş uğraşı terapistleri ve konuşma terapistleri tarafından atın hareketlerinin bir tedavi stratejisi olarak kullanılmasını tanımlar. Bu tedavi yöntemi fonksiyonel sonuçlara ulaşmak için karma bir tedavi programının parçası olarak kullanılır

Hippoterapi, Yunanca “hippos” (at) kelimesinden türetilmiş olup, atın ritmik, tekrarlayıcı ve üç boyutlu hareketlerinin rehabilitasyon amacıyla kullanılmasıdır. Bu yaklaşımda at bir egzersiz aracı değil, dinamik bir tedavi platformu olarak değerlendirilir. Atın yürüyüşü sırasında ortaya çıkan pelvis hareketleri, insan yürüyüşüne oldukça benzer biyomekanik özellikler taşır. Bu sayede terapötik olarak normal yürüyüş paternine yakın bir duyusal-motor deneyim sağlanır.

Hippoterapiyi Kimler Uygulayabilir?

Hippoterapi, sağlık profesyonelleri tarafından uygulanması gereken klinik bir müdahaledir. Zira bu terapide bir insan tedavi edildiği için doğal olarak İnsan Sağlık Profesyonelleri bu tekniği kullanırlar. Burada tedaviyi yapan at değildir. At terapist tarafından kullanılan bşr araçtır. Uygulayıcılar genellikle şunlardır:

  • Fizyoterapistler
  • Ergoterapistler
  • Dil ve konuşma terapistleri

Bu profesyonellerin hippoterapi konusunda özel eğitim almış olmaları gereklidir. Ayrıca uygulama sırasında bir at eğitmeni (lider) ve gerektiğinde yardımcı personel de sürece dahil olur. Multidisipliner yaklaşım, tedavi etkinliğini artıran önemli bir faktördür.

Bunların yanında yine rehabilitasyon ekip üyelerinden olan Psikolog, Çocuk Gelişimci veya Özel Eğitimciler kendi seanslarında Atı bir kolaylaştırıcı olarak kullanabilirler. Buna Hippoterapi denmez, seansı yöneten uzmana göre Atla Kolaylaştırılmış Psikoterapi, Atla Kolaylaştırılmış Özel Eğitim veya Atla Kolaylaştırılmış Eğitim denir. At ile yapılan diğer meslek gruplarının yaptığı eylemler bir terapi değil sadece bir aktivitedir. Serebral palsili bireylerin aileleri bu konuda çok dikkatli olmalıdırlar.

At Seçimi ve Terapötik Ortam

Hippoterapide kullanılan atın özellikleri terapinin başarısını doğrudan etkiler. Uygun bir terapi atında bulunması gereken temel özellikler şunlardır:

  • Dengeli ve sakin mizaç
  • Ritmik ve simetrik yürüyüş paterni
  • Eğitilebilirlik ve çevresel uyaranlara tolerans

Atın yürüyüşünün düzgün ve öngörülebilir olması, çocuğun güvenliğini ve terapötik etkinliği artırır. Bunlar dışında da pek çok faktör vardır. Atın seçimini ve eğitimini muhakkak bir at antrenörü ile birlikte yapmakta fayda vardır.

Terapötik ortam ise şu kriterleri sağlamalıdır:

  • Güvenli, kontrollü ve mümkünse kapalı veya yarı kapalı alan
  • Gürültü ve dikkat dağıtıcı unsurların minimal olduğu çevre
  • Acil durumlara müdahale edilebilecek donanım

Serebral Palsi’de Hippoterapinin Terapötik Etkileri

Hippoterapinin terapötik etkileri, atın yürüyüşü sırasında ortaya çıkan ritmik, tekrarlayıcı ve üç boyutlu hareketlerinmerkezi sinir sistemi üzerindeki çok yönlü etkilerine dayanmaktadır. Bu etkiler nöromüsküler, duyusal ve psikososyal düzeylerde incelenebilir.

  1. Postüral Kontrol ve Gövde Stabilizasyonu

Atın yürüyüşü sırasında biniciye aktarılan hareketler, pelviste anterior-posterior, lateral ve rotasyonel düzlemlerde sürekli bir yer değiştirme oluşturur. Bu hareketler:

  • Gövde kaslarında refleksif aktivasyonu artırır
  • Antisipatuvar (öngörücü) postüral ayarlamaları tetikler
  • Dinamik denge stratejilerinin gelişimini destekler

SP’li çocuklarda özellikle gövde kontrolünün yetersiz olması fonksiyonel bağımsızlığı sınırlar. Hippoterapi sırasında oluşan sürekli denge perturbasyonları, gövde kaslarının ko-kontraksiyonunu artırarak postüral stabiliteyi geliştirir.

  1. Kas Tonusu ve Spastisite Üzerine Etkiler

SP’de sık görülen spastisite, hippoterapi sırasında birkaç mekanizma ile modüle edilir:

  • Ritmik hareketler, kas iğciği aktivitesini düzenleyerek refleks hiperaktiviteyi azaltır
  • Atın vücut ısısı (~38°C), kaslarda termal gevşeme etkisi oluşturur. Ancak bu etki her zaman ve her şartta gerçekleşmez. Nadir durumlarda ata eğersiz veya eğer altı örtü ile binilebilir.
  • Sürekli değişen pozisyonlar, kaslarda uzama-kısalma döngülerini optimize eder

Bu etkiler sonucunda özellikle adduktor, hamstring ve gastroknemius kas gruplarında tonus azalması gözlenebilir.

  1. Yürüme Paterni ve Fonksiyonel Mobilite

Atın yürüyüşü sırasında pelviste oluşan hareketler, insan yürüyüşüne benzer bir biyomekanik model sunar. Bu durum:

  • Merkezi sinir sistemine normal yürüyüş paternine yakın afferent input sağlar
  • Motor kortekste tekrar yoluyla öğrenme (motor learning) sürecini destekler
  • Yürüme sırasında gerekli olan ritim, simetri ve koordinasyonun gelişimine katkıda bulunur

Klinik çalışmalarda hippoterapi sonrası adım uzunluğu, kadans ve yürüme simetrisinde iyileşmeler rapor edilmiştir.

  1. Duyusal Entegrasyon ve Motor Planlama

Hippoterapi, aynı anda birden fazla duyusal sistemi aktive eden nadir rehabilitasyon yaklaşımlarından biridir:

  • Vestibüler sistem: Atın hareketleri ile sürekli uyarılır
  • Proprioseptif sistem: Eklem ve kaslardan gelen geri bildirim artar
  • Taktil sistem: At ile temas ve ekipmanlar aracılığıyla aktive edilir

Bu çoklu duyusal girdiler, merkezi sinir sisteminde entegrasyonu artırarak:

  • Motor planlama (praxis)
  • Koordinasyon
  • Reaksiyon süresi

gibi fonksiyonların gelişimine katkı sağlar.

  1. Simetri ve Kas Aktivasyon Paternleri

SP’li çocuklarda sıklıkla görülen asimetrik kas aktivasyonu, hippoterapi ile daha dengeli hale getirilebilir. Atın simetrik yürüyüşü:

  • Sağ ve sol hemipelvis üzerine eşit yük dağılımı sağlar
  • Kas aktivasyon paternlerinin yeniden organizasyonunu destekler
  • Özellikle adduktor kas grubunda EMG simetrisinde iyileşme sağlayabilir
  1. Kardiyorespiratuvar ve Dayanıklılık Etkileri

Hippoterapi her ne kadar düşük-orta şiddette bir aktivite gibi görünse de:

  • Uzun süreli postüral aktivite gerektirir
  • Core kaslarının sürekli çalışmasını sağlar
  • Hafif kardiyovasküler uyarı oluşturur

Bu durum özellikle düşük dayanıklılığa sahip SP’li çocuklarda fonksiyonel kapasitenin artmasına katkıda bulunur.

  1. Psikososyal ve Davranışsal Etkiler

Hippoterapinin en güçlü yönlerinden biri de motivasyonel etkisidir:

  • At ile kurulan ilişki, terapiye katılımı artırır
  • Başarma duygusu, özgüveni destekler
  • Grup ortamında yapılan uygulamalar, sosyal etkileşimi artırır

Ayrıca dikkat süresinde artış ve davranış regülasyonunda iyileşmeler de bildirilmektedir.

  1. Nöroplastisite Üzerine Etkiler

Tekrarlayıcı, anlamlı ve hedefe yönelik hareketler nöroplastisiteyi tetikleyen temel unsurlardır. Hippoterapi:

  • Yoğun duyusal-motor input sağlar
  • Fonksiyonel görevlerle ilişkilidir
  • Motivasyonel açıdan güçlüdür

Bu özellikleri sayesinde sinaptik bağlantıların güçlenmesini ve yeni motor yolların oluşumunu destekleyebilir.

Sonuç olarak

Hippoterapi, SP’li çocuklarda yalnızca kas-iskelet sistemi üzerinde değil, aynı zamanda merkezi sinir sistemi organizasyonu üzerinde de etkili olan bütüncül bir yaklaşımdır. Terapötik etkiler, tek bir mekanizma ile değil; biyomekanik, nörofizyolojik ve psikososyal faktörlerin sinerjisi ile ortaya çıkar.

Hippoterapi, Cerebral Palsy’li çocuklarda nöromotor gelişimi destekleyen, çok boyutlu ve etkili bir rehabilitasyon yöntemidir. Doğru hasta seçimi, uygun at ve ortam ile eğitimli profesyoneller eşliğinde uygulandığında, fonksiyonel kazanımlar ve yaşam kalitesi üzerinde anlamlı iyileşmeler sağlayabilir.

Hippoterapi, SP’li çocuklarda geleneksel rehabilitasyon yöntemlerine güçlü bir tamamlayıcıdır. Ancak etkinliğin artırılması için:

  • Standart değerlendirme ve takip sistemlerinin (örneğin GAS, COPM) kullanılması
  • Uygulayıcıların sertifikasyon süreçlerinin standardize edilmesi
  • Uzun dönem etkileri inceleyen randomize kontrollü çalışmaların artırılması

gerekmektedir.                                                 Fzt. F.Cumhur Elmacı (Hippoterapi Uzmanı)

 

 

Fzt. Cumhur Elmacı 

Serebral Palsili Çocuklarda Aquaterapinin Etkileri

Serebral palsi (SP), gelişmekte olan beyinde meydana gelen non-progresif hasara bağlı olarak ortaya çıkan kalıcı hareket ve postür bozuklukları ile karakterizedir. Bu çocuklarda kas tonusu düzensizlikleri, denge ve koordinasyon problemleri, fonksiyonel bağımsızlıkta kısıtlılıklar sık görülür. Aquaterapi, suyun fiziksel özelliklerinden yararlanarak uygulanan bir rehabilitasyon yaklaşımıdır ve son yıllarda pediatrik nörorehabilitasyonda önemli bir yer edinmiştir.

  1. Aquaterapi Nedir? Ne Değildir?

Aquaterapi Nedir?

Aquaterapi, suyun kaldırma kuvveti, hidrostatik basıncı, viskozitesi ve termal özelliklerinden yararlanılarak gerçekleştirilen, amaçlı, planlı ve bireye özgü rehabilitasyon uygulamalarıdır. Bu yaklaşım, nörolojik, ortopedik ve romatolojik hastalıklarda fonksiyonel iyileşmeyi desteklemek amacıyla kullanılır.

Suyun temel fiziksel özellikleri terapötik etkiyi belirler:

  • Kaldırma kuvveti (buoyancy): Yerçekimi etkisini azaltarak hareketi kolaylaştırır
  • Hidrostatik basınç: Propriyoseptif girdiyi artırır ve dolaşımı destekler
  • Viskozite: Direnç oluşturarak kas kuvvetini artırır
  • Termal etki: Kas gevşemesi ve ağrı kontrolü sağlar

Aquaterapi Ne Değildir?

Aquaterapi sıklıkla yüzme ile karıştırılmaktadır. Ancak:

  • Yüzme eğitimi değildir
  • Serbest oyun veya suya alışma aktivitesi değildir
  • Spa veya wellness uygulaması değildir
  • Plansız ve terapötik hedefi olmayan aktiviteler aquaterapi sayılmaz

Aquaterapi, klinik değerlendirme sonrası belirlenen hedeflere yönelik sistematik bir müdahaledir.

  1. Aquaterapiyi Kimler Yapabilir?

Aquaterapi uygulamaları, rehabilitasyon bilgisi ve klinik karar verme yetkinliği gerektiren bir süreçtir. Bu nedenle uygulayıcıların aşağıdaki meslek gruplarından olması gerekir:

  • Fizyoterapistler
  • Ergoterapistler
  • (Bazı ülkelerde) özel eğitimli sağlık profesyonelleri

Bu uygulayıcıların:

  • Nörogelişimsel tedavi prensiplerine hakim olması
  • Su içi güvenlik ve hasta yönetimi konusunda eğitim almış olması
  • Pediatrik hasta grubuna özgü klinik deneyime sahip olması

gerekmektedir.

Uygun olmayan uygulayıcılar:

  • Yalnızca yüzme eğitmenleri (rehabilitasyon eğitimi yoksa)
  • Spor antrenörleri (klinik bilgi olmadan)
  • Aile bireyleri (rehberlik olmadan)

Bu noktada en kritik unsur, aquaterapinin tıbbi ve rehabilitatif bir müdahale olduğunun kabul edilmesidir.

  1. Aquaterapi Nerede Yapılır?

Aquaterapi uygulamaları, belirli standartlara sahip ortamlarda gerçekleştirilmelidir:

Fiziksel Ortam Özellikleri

  • Su sıcaklığı: 30-32°C (pediatrik nörolojik hastalar için ideal)
  • Derinlik: Terapötik hedefe uygun değişken derinlik
  • Hijyen: Uluslararası havuz standartlarına uygunluk
  • Güvenlik: Kaymaz zemin, hasta transfer ekipmanları

Donanım

  • Terapötik yüzdürme ekipmanları
  • Destekleyici araçlar (noodle, yelek vb.)
  • Gerekirse özel oturma/destek sistemleri
  • Çeşitli su oyuncakları

Ortamın Terapötik Önemi

Su ortamı, çocuk için hem duyusal olarak zenginleştirici hem de motivasyon artırıcı bir alan sağlar. Bu durum, kara ortamında elde edilmesi zor olan bazı motor kazanımların daha kolay ortaya çıkmasına katkı sağlar.

 

 

  1. Serebral Palsili Çocuklar Aquaterapiden Hangi Faydaları Görürler?

Aquaterapinin serebral palsili çocuklar üzerindeki etkileri çok boyutludur:

4.1. Motor Fonksiyonlar Üzerine Etkileri

  • Kas tonusunun regülasyonu (özellikle spastisite azalması)
  • Aktif hareket açıklığında artış
  • Selektif motor kontrol gelişimi
  • Postüral kontrol ve denge iyileşmesi

4.2. Denge ve Koordinasyon

Su ortamı, çocuğu sürekli postüral ayarlama yapmaya zorlar. Bu durum:

  • Dinamik dengeyi geliştirir
  • Koordinasyon becerilerini artırır

4.3. Kas Kuvveti ve Dayanıklılık

Viskoziteye karşı hareket:

  • Kas kuvvetini artırır
  • Kardiyorespiratuvar dayanıklılığı geliştirir

4.4. Duyusal ve Propriyoseptif Etkiler

  • Hidrostatik basınç sayesinde artmış propriosepsiyon
  • Duyusal entegrasyonun desteklenmesi

4.5. Psikososyal Etkiler

  • Motivasyon artışı
  • Özgüven gelişimi
  • Sosyal katılımın desteklenmesi

4.6. Fonksiyonel Bağımsızlık

Aquaterapi ile elde edilen kazanımlar:

  • Günlük yaşam aktivitelerine transfer edilebilir
  • Yürüme ve mobilite becerilerini destekler

 

Literatürde aquaterapinin serebral palsili çocuklarda özellikle denge, motor fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, uygulamaların standardizasyonu, dozajı ve uzun dönem etkileri üzerine daha fazla randomize kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır.

Aquaterapinin etkinliği;

  • doğru hasta seçimi
  • uygun hedef belirleme
  • multidisipliner yaklaşım

ile doğrudan ilişkilidir.

Sonuç olarak

Aquaterapi, serebral palsili çocuklarda motor, duyusal ve psikososyal alanlarda çok yönlü faydalar sağlayan etkili bir rehabilitasyon yöntemidir. Ancak bu yöntemin etkinliği, bilimsel temellere dayalı, planlı ve yetkin profesyoneller tarafından uygulanmasına bağlıdır. Doğru yapılandırılmış bir aquaterapi programı, bu çocukların fonksiyonel bağımsızlıklarını artırmada önemli bir araç olabilir.

 

 

 

Doç Dr İlker Abdullah Sarıkaya, Ota Jinemed Hastanesi; Muradiye Mahallesi Nüzhetiye Cad, Deryadil Sokağı No:1, 34357 Beşiktaş, 02122604040

Serebral palsi (SP), doğum öncesinde, sırasında ya da hayatın erken döneminde (ilk 5 sene) olgunlaşmamış beyin dokusunun hasarına sebebiyet veren hastalıklar bütünüdür. Meydana gelen beyin hasar kalıcıdır ve fakat ilerleyici olmayan bir niteliktedir. Bu beyin hasarı vücuttaki tüm sistemleri olduğu gibi iskelet kas sistemini de olumsuz etkilemekte ve günlük hayatın idamesinde çeşitli zorluklara neden olabilmektedir.

Kalça eklemi sorunları serebral palsi (SP) hastalarında ciddi bakım güçlüklerine ve fonksiyonel bozukluklara yol açan iskelet kas sistemi sorunlarının başında gelmektedir. Kalça çıkığı, ağrı, oturma dengesinde bozulma, alt bakımının güçleşmesi, oturamama ve yürüyememe gibi birçok problemi beraberinde getirirken çıkığın sebep olduğu pelvik oblisite (leğen kemiği eğriliği) ve skolyoz büyük çapta fonksiyonel soruna yol açmaktadır. Tam kalça çıkığı SP’li hastalarda %10-%15, yarı çıkık %25-%60 oranında görülmektedir. Kalça eklemi etrafındaki anormal kas aktivitesinin ve kemik şekil bozukluklarının ve özellikle de yürümemenin kalça çıkığına neden olduğu bilinmektedir.

SP hastalarında kalça çıkığı büyük ölçüde önlenebilir bir patoloji olarak kabul edilmektedir.  Bu amaçla önleyici birçok program geliştirilmiştir. Güney İsveç’te 1994 yılında, SP’li çocukları kalça çıkığı oluşmadan tespit ederek korumak için bir program (CPUP) oluşturulmuş ve 2005 yılında tüm ülkede ulusal sağlık politikası olarak kabul edilmiştir. Benzer şekilde Alfred I. Dupont Hospital protokolü olarak bilinen takip programı ve 2008 yılında uygulanmaya konan Avustralya kalça takip programı gibi birçok takip programı ve tedavi algoritması ile SP hastalarında kalça çıkığının önlemesi adına klinik yararı zaman içinde kanıtlanmış önemli adımlar atılmıştır.

Biz de klinik pratiğimizde hastanın yaşını, kalça hareket açıklığını, fonksiyonel durumunu ve radyolojik ölçümleri kullanarak oluşturduğumuz takip ve tedavi programını kullanıyoruz. 2 ile 8 yaş arası kalça çıkığı için riskin en yüksek olduğu yaş aralığı olarak kabul edilir ve kalça takibinin bu yaş aralığında çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Kalça açılmaması (abduksiyon kısıtlılığı) da kalça çıkığı için önde gelen risk faktörleri arasında sayılır ve aileler ve fizyoterapistler kalça açıklığı az olan ya da gitgide azalan bireyleri çocuk ortopedistine yönlendirmelidir. Fonksiyonel durum ve bağımsız yürüme, kalça çıkığı hususunda yol gösteren diğer faktörlerdir; Bağımsız yürümeyen hastalarda kalça çıkığı riski çok ciddi şekilde artmaktadır ve aileler ve çocuk fizyoterapistleri yürümeyen hastalarında kalça çıkığı olabileceğini daima akılda tutmalı ve gerekli önlemleri almalıdırlar. Son olarak kalçanın radyolojik takibi diğer önemli noktadır ve radyolojik takip çocuk ortopedisti tarafından SP’li her bireyde düzenli olarak gerçekleştirmelidir.

SP’de kalça bölgesine yönelik ortopedik tedaviler temel olarak botulinum toksin uygulamaları, yumuşak doku cerrahileri ve rekonstrüktif (düzeltici ameliyatlar) olarak sınıflandırılabilir. Botulinum toksin uygulamaları özelikle dinamik spastisitenin baskın olduğu çaprazlayan bireylerde etkili bir yöntem olarak kabul edilir. Yumuşak doku cerrahileri (kas gevşetmeleri) yarı çıkık olgularda başarı ile uygulanan alçılama gibi immobilizasyon gereksinimi barındırmayan, bireyin sosyal hayatına hemen dönmesine izin veren tedavi yöntemleri arasında başta gelmektedir. Düzeltici kemik ameliyatlarında çıkık kalça yerine oturtulmakta, hasta nispeten daha büyük bir tedavi sürecine girmektedir. Ancak ameliyat sonrasında alçı yapılamaması ve ivedilikle fizyoterapiye başlanması kalça kemik ameliyatlarını fonksiyonel açıdan başarılı kılan temel özellikleridir.

SP hastalarında yumuşak doku ameliyatları veya botulinum toksin uygulamaları ile rahatlıkla tedavi edilebilecek olguların, tanı geciktiğinde teknik olarak daha karmaşık, komplikasyon oranı daha yüksek cerrahi girişimlere gereksinim duyduğu bilinmektedir. Bu durum hem bireyi aile ve toplum için ciddi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Sonuç olarak ulusal düzeyde etkin kılınacak bir kalça takip programı sayesinde SP hastalarının kalça çıkıklarının erken dönemde tanınarak tedavi edilmesi mümkün olacaktır. Kalça takibi konusunda ailelerin, çocuk fizyoterapistlerinin ve çocuk ortopedistlerinin bir takım olarak çalışması arzu edilen sonuçları elde edilmesini sağlayacaktır.

Referanslar

  1. Kim HT, Jang JH, Ahn JM, Lee JS, Kang DJ Early results of one-stage correction for hip instability in cerebral palsy. Clin Orthop Surg. 2012 4:139-148.
  2. Sankar WN, Spiegel DA, Gregg JR, Sennett BJ. Long-term follow-up after one-stage reconstruction of dislocated hips in patients with cerebral palsy. J Pediatr Orthop.2006 26:1-7
  3. Masłoń A, Jóźwiak M, Pawlak M, Modrzewski T, Grzegorzewski A. Hip joint pain in spastic dislocation: aetiological aspects. Dev Med Child Neurol. 2011 53:1019-1023.
  4. Chang CH, Wang YC, Ho PC, et al. Determinants of Hip Displacement in Children With Cerebral Palsy. Clin Orthop Relat Res. 2015;473(11):3675‐3681.
  5. Pinero JR, Goldstein RY, Culver S, Kuhns CA, Feldman DS, Otsuka NY. Hip flexion contracture and diminished functional outcomes in cerebral palsy. J Pediatr Orthop. 2012;32(6):600-604.
  6. Omeroğlu H, Ozçelik A, Inan U, Seber S. Assessment of the correlation between commonly used radiographic parameters in normal, subluxated and dislocated hips. J Pediatr Orthop B. 2006 May;15(3):172-7.
  7. Larnert P, Risto O, Hägglund G, Wagner P. Hip displacement in relation to age and gross motor function in children with cerebral palsy. J Child Orthop. 2014;8(2):129‐134.
  8. Robb JE, Hägglund G. Hip surveillance and management of the displaced hip in cerebral palsy. J Child Orthop. 2013;7(5):407‐413.
  9. Shukla PY, Mann S, Braun SV, Gholve PA. Unilateral hip reconstruction in children with cerebral palsy: predictors for failure. J Pediatr Orthop. 2013;33(2):175‐181.
  10. Miller SD, Juricic M, Hesketh K, et al. Prevention of hip displacement in children with cerebral palsy: a systematic review. Dev Med Child Neurol. 2017;59(11):1130‐1138.
  11. Davids JR. Management of Neuromuscular Hip Dysplasia in Children With Cerebral Palsy: Lessons and Challenges. J Pediatr Orthop. 2018;38 Suppl 1:S21‐S27.
  12. Huser A, Mo M, Hosseinzadeh P. Hip Surveillance in Children with Cerebral Palsy. Orthop Clin North Am. 2018;49(2):181‐190.
  13. Chan G, Miller F. Assessment and treatment of children with cerebral palsy. Orthop Clin North Am. 2014;45(3):313‐325.

 

Prof.Dr.Ayşe SERDAROĞLU

Çocuk Nöroloji Uzmanı

Serebral Palsi ve Epilepsi Arasındaki İlişki

Serebral Palsi (SP), gelişmekte olan bebek beyninde (doğum öncesi, doğum sırası veya doğum sonrası ilk bir yıl içinde) meydana gelen kalıcı ancak ilerleyici olmayan hasarların sonucunda ortaya çıkan bir grup hareket ve duruş bozukluğudur. Ülkemizde yaptığımız bir çalışmada prevalansı %0.4 olarak bulunmuştur. Ancak günümüzde SP, sadece bir motor fonksiyon bozukluğu değil, “Serebral PalsiSpektrum Bozukluğu” olarak adlandırılan geniş bir yelpazede ele alınmaktadır. Bu yelpazenin en sık görülen ve yönetimi en çok dikkat gerektiren ek tanılarından biri epilepsidir.

Genel çocuk nüfusunda binde 3-5 oranında görülen epilepsi, SP’li çocuklarda %15 ile %60 arasında, hatta bazı ağır vakalarda %90’a varan oranlarda karşımıza çıkmaktadır. Beyindeki hasar sadece hareket merkezini değil, aynı zamanda elektriksel iletileri düzenleyen bölgeleri de etkilediği için bu iki durum sıklıkla birlikte seyreder.

1. Hangi Çocuklar Daha Fazla Risk Altındadır?

Bilimsel literatür, SP’li her çocuğun epilepsi geliştirmeyeceğini ancak belirli faktörlerin bu riski ciddi oranda artırdığını göstermektedir. Geliştirilen “Epi-PredictMed” gibi tahmin modelleri bu riskleri şu şekilde sıralar:

• Hasarın Zamanı ve Nedeni: Beyin hasarı doğum öncesi (prenatal) nedenlerden (genetik bozukluklar, anne karnındaki enfeksiyonlar) kaynaklanıyorsa epilepsi riski, doğum sırasındaki hasarlara göre daha yüksektir. Özellikle anne karnında geçirilen Sitomegalovirüs (CMV) gibi enfeksiyonlar risk faktörüdür.
• Klinik Tip ve Felç Şekli: Vücudun hem kollarını hem bacaklarını etkileyen tetrapleji (quadriplegia) tipi SP’ye sahip çocuklarda epilepsi riski, dipleji(sadece bacaklar) veya hemipleji (vücudun bir yarısı) olanlara göre 3.2 kat daha fazladır.
• Yenidoğan Dönemi Habercileri: Bebek doğduktan sonraki ilk 72 saat içinde “yenidoğan nöbeti” geçirdiyse, ileride kalıcı epilepsi gelişme olasılığı %75-80 gibi yüksek bir orandadır.
• Fonksiyonel Seviye: Kaba motor becerileri kısıtlı olan (tekerlekli sandalye kullanan, GMFCS Seviye IV-V), beslenme bozukluğu yaşayan (gastrostomitüpüyle beslenen) ve omurga eğriliği (skolyoz) olan çocuklarda epilepsi sıklığı belirgin şekilde artar.

2. Epilepsinin Çocuğun Fonksiyonları ve Gelişimi Üzerine Etkisi

Epilepsi sadece bir “bayılma” durumu değildir; SP’li bir çocuğun zaten zorlu olan gelişim sürecini pek çok açıdan etkileyebilir:

• Bilişsel ve Zihinsel Gelişim: SP ve epilepsinin birlikteliği, zihinsel yetersizlik (ID) riskini artırır. Epilepsisi olan SP’li çocukların %70’inde orta veya ağır düzeyde öğrenme güçlüğü görülmektedir.
• Motor Beceri Kaybı: Nöbetlerin sıklığı, kaba motor (yürüme) ve el becerilerini (MACS seviyesi) olumsuz etkileyebilir. Özellikle 1 yaşından sonra başlayan ve kontrol altına alınamayan nöbetler, motor fonksiyonların gerilemesine neden olabilir.
• İletişim ve Beslenme: Epilepsi, beyindeki konuşma ve anlama merkezlerini baskılayarak çocuğun kendini ifade etmesini zorlaştırabilir. Ayrıca, nöbetler yutma ve çiğneme fonksiyonlarını bozarak beslenme yetersizliklerine (vitamin ve mineral eksikliği gibi) yol açabilir.
• Eşlik Eden Durumlar: Otizm spektrum bozukluğu ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), epilepsili SP’li çocuklarda daha yaygın görülmektedir.

3. Tanı ve Takipte Kritik Noktalar

Doğru tedavi, nöbetin tipini doğru belirlemekle başlar.

• EEG (Beyin Grafisi): Beynin elektriksel aktivitesini ölçer. Ancak unutulmamalıdır ki, rutin bir EEG’nin normal çıkması çocuğun epilepsi olmadığı anlamına gelmez. Nöbetler arası dönemde beyin dalgaları normal görülebilir. Uyku deprivasyonu (çocuğu uykusuz bırakarak çekilen EEG) tanı gücünü artırır.
• Görüntüleme (MRI): Beyindeki yapısal hasarın yerini belirler. “Beyaz cevher hasarı” (periventricular leukomalacia) olan çocuklarda epilepsinin seyri, gri cevher hasarına göre genellikle daha iyi ve “selim” (yaşa bağlı iyileşen) özelliktedir.
• Video Kaydı: Ailelerin çocuğun nöbet anındaki hareketlerini cep telefonuyla kaydetmesi, doktorun en doğru ilacı seçmesi için en değerli rehberdir.

4. Tedavi Seçenekleri ve İlaç Yönetimi

Tedavinin temel hedefi, çocuğu yan etki yaratmadan “nöbetsiz” kılmaktır.

• İlaç Tedavisi: Çoğu vakada tek bir ilaçla (monoterapi) başarı sağlanır. Ancak çocukların yaklaşık %35’inde “dirençli epilepsi” gelişebilir. Valproat, karbamazepin, levetirasetam gibi ilaçlar yaygın kullanılır. Ancak bu ilaçların uzun süreli kullanımı kemik sağlığını (erime riski) etkileyebileceği için D vitamini ve kalsiyum takibi hayati önem taşır.
• Ketojenik Diyet: İlaçlara yanıt vermeyen çocuklarda uygulanan, yağdan çok zengin ve karbonhidrattan çok fakir bir beslenme programıdır. Açlık mekanizmasını taklit ederek beyindeki nöbet aktivitesini %50-90 oranında azaltabilir. Bu diyet mutlaka uzman bir diyetisyen ve nörolog gözetiminde yapılmalıdır.
• Epilepsi Pili (VNS – Vagal Sinir Stimülasyonu): Göğüs kafesine yerleştirilen küçük bir pil, boyundaki vagus siniri aracılığıyla beyne düzenli uyarılar göndererek nöbetleri kontrol altına alır.
• Cerrahi Müdahale: Eğer nöbetler beyindeki hasarlı ve çıkarılabilir tek bir odak noktasından kaynaklanıyorsa, bu bölgenin ameliyatla alınması tam iyileşme sağlayabilir.

5. Nöbet Anında İlk Yardım: Aileler Ne Yapmalı?

Nöbet sırasında yapılacak yanlış bir müdahale, nöbetin kendisinden daha zararlı olabilir. Önerilerimiz:

1. Sakin Kalın: Çocuğun yanından ayrılmayın ve nöbetin süresini tutun.
2. Güvenliği Sağlayın: Çocuğu yere yatırın, çevresindeki sert veya keskin objeleri uzaklaştırın. Gözlüğü varsa çıkarın.
3. Yan Yatırın (Geri Kurtarma Pozisyonu): Tükürüğün veya kusmuğun dışarı akması için çocuğu nazikçe bir yanına çevirin. Bu, nefes borusunun tıkanmasını önler.
4. Ağzına Bir Şey Sokmayın: Dişlerini sıkıyorsa zorla açmaya çalışmayın; ağzına kaşık, parmak veya su koymayın.
5. Hareketlerini Durdurmayın: Çocuğu sıkıca tutmaya veya sarsmaya çalışmayın.

Şu durumlarda mutlaka 112’yi arayın:

• Nöbet 5 dakikadan uzun sürerse.
• Nöbet bittikten sonra çocuk uyanmıyorsa veya nefes almakta zorlanıyorsa.
• Çocuk suda nöbet geçirdiyse veya nöbet sırasında yaralandıysa.

6. Sosyal Yaşam, Haklar ve Gelecek Beklentisi

Serebral palsi ve epilepsi ile yaşamak bir maratondur. Literatürdeki veriler, SP’liçocukların %45’inin ergenlik dönemine ulaştığında en az bir yıl boyunca nöbetsizkaldığını göstermektedir.

• Eğitim ve Sosyal Destek: Çocuğun eğitim süreci, nöbet durumuna göre planlanmalıdır. Öğretmenler nöbet tipi ve ilk yardım konusunda mutlaka bilgilendirilmelidir.
• Engelli Hakları: Uygun ve yeterli tedavi altındaki epilepsi hastaları, nöbet sıklığına ve günlük yaşam aktivitelerindeki kısıtlılığa göre %5 ile %90 arasında değişen engellilik oranları ile çeşitli sosyal haklardan yararlanabilirler.
• Kemik Sağlığı ve Hareket: Uzun süreli ilaç kullanımı kemik kırılması riskini artırdığı için fizik tedavi ve kalsiyum desteği ihmal edilmemelidir.

Sonuç olarak; Serebral Palsili çocuklarda epilepsi sık görülen ancak yönetilebilir bir durumdur. Doğru tanı, multidisipliner bir ekip çalışması ve bilinçli bir aile desteği ile bu çocukların yaşam kalitesini artırmak, nöbetlerin gelişim üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek ve onların toplumda bağımsız bireyler olarak yer almalarını sağlamak mümkündür. Unutmayın, erken tanı ve kararlı tedavi süreci çocuğunuzun en büyük yardımcısıdır.

Kaynaklar

1. Serdaroğlu A, Ozkan S, Aydin K, Gücüyener K, Tezcan S, Aycan S.Prevalence of epilepsy in Turkish children between the ages of 0 and 16 years. J Child Neurol. 2004 Apr;19(4):271-4.
2. Bertoncelli CM, Dehan N, Bertoncelli D, Bagui S, Bagui SC, Costantini S, Solla F.Prediction Model for Identifying Factors Associated with Epilepsy in Children withCerebral Palsy. Children (Basel). 2022;9(12):1918.
3. Seyhan Bıyık K, Günbey C, Özal C, Tunçdemir M, Üneş S, Delioğlu K, Günel MK, Anlar B. Serebral Palsili Çocuklarda Epilepsinin Fiziksel, Bilişsel, Görme, İşitme, Konuşma, İletişim ve Beslenme Fonksiyonlarına Etkisi. İnönü Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dergisi. 2025;13(1):204-215.
4. Dos Santos Rufino A, Påhlman M, Olsson I, Himmelmann K. Characteristics andChallenges of Epilepsy in Children with Cerebral Palsy—A Population-Based Study. Journal of Clinical Medicine. 2023;12(1):346.
5. Pavone P, Gulizia C, Le Pira A, Greco F, Parisi P, Di Cara G, Falsaperla R, LubranoR, Minardi C, Spalice A, et al. Cerebral Palsy and Epilepsy in Children: ClinicalPerspectives on a Common Comorbidity. Children (Basel). 2021;8(1):16.
6. Takano T, Hayashi A, Harada Y. Progression of motor disability in cerebral palsy: Therole of concomitant epilepsy. Seizure. 2020;80:81-85.
7. Cooper MS, Mackay MT, Fahey M, Reddihough D, Reid SM, Williams K, Harvey AS.Seizures in Children With Cerebral Palsy and White Matter Injury. Pediatrics. 2017;139(3):e20162975.
8. Todoran Butilă A, Sin A, Micheu C, Csep K, Voidăzan S, Racos Szabo E. PredictiveFactors in the Onset of Epilepsy in Children with Cerebral Palsy. Acta MedicaMarisiensis. 2015;61(3):200-205.
9. Ünay B, Tunç T, Aydın Hİ, Akın R, Gökçay E. Serebral Palsili Çocuklarda Epilepsi Görülme Sıklığı ve Antiepileptik Tedavi Etkinliğinin Değerlendirilmesi. Epilepsi. 2001;7(3):89-94.
10. Türkdoğan D, et al. Serebral Palsi ve Epilepsi: Klinik-Elektrografik-Radyolojik Prognostik Özellikler. Turkish Journal of Neurology. 2002;8(1):59-66.
11. Vural Ö. Dirençli epilepsili çocuklarda ilaç dışı tedavinin etkinliği [Tıpta Uzmanlık Tezi]. Ankara: Gazi Üniversitesi; 2011.
12. Koç E, Vural M, Ovalı F, Özek E, Duman N, Erdeve Ö, Okumuş N, editors. Yüksek Riskli Bebek İzlem Rehberi. Türk Neonatoloji Derneği.

Prof. Dr. Gazi Zorer

Serebral Palsi Cerrahisinde Alt Ekstremitelere Yönelik Yumuşak Doku İşlemleri

Serebral Palsili hastalarda çocukluk çağı boyunca cerrahi tedavi uygulama ihtiyacı oldukça sıktır. Fizyoterapi, breysleme, botox uygulaması gibi işlemlerin yapılmasına rağmen engellerin aşılamadığı durumlarda cerrahi işlemlere gerek duyulabilir. Bu işlemler öncelikle kas ve tendonların gevşetilmesi, uzatılması, kesilmesi gibi işlemlerdir.

Kalça çıkığı gibi acil girişim gerektiren durumlar haricinde dört yaş öncesi cerrahi girişimlerden kaçınılır. Sonraki süreçte ise mümkün olduğunca cerrahi girişimler ötelenir. Zorunlu olduğunda yani diğer tedavi yöntemleri ile engeller aşılamadığında yumuşak doku girişimleri yapılır.

Bu girişimler hastanın mevcut problemlerinin tamamını gidermeye yönelik olarak planlanması tercih edilir. Tek seansta çok seviyeli cerrahi işlemler adı altında tanımlanan bu girişimler her biri küçük işlemler olup, 8, 10 hatta daha fazla işlem aynı seansta güvenli bir şekilde uygulanabilir. Cerrahi işlem sonrasında çoğu zaman bir aya varan alçı tespitlerine gerek olabilir.

Sonrasında AFO, KAFO gibi breysler kullanılması gerekebilir. Ayakta durma sehpası, ters walker gibi yardımcı cihazlardan faydalanılabilir. Tek seansta çok seviyeli cerrahi işlemler yapmanın en önemli faydası hastanın fizyoterapi ve rehabilitasyon çalışmalarının birden fazla kesintiye uğramaması ve komşu eklemlerdeki devam eden sorunların iyi bir tedavi yapılmasına engel olmasıdır. Ayrıca tek seansta bütün sorunların çözülmesi çocuğun psikolojik travmasını en aza indirir, eğitimini aksatmaz, ailenin işten güçten kalmasını minimalize eder ve maddi yükleri azaltır.

Serebral palsili çocuklarda çoğu zaman ayak bileği, diz ve kalça sorunları birlikte bulunur. Çeşitli kaslar aracılığı ile bu eklemlerin hepsi ilişkilidir. Birinde ortaya çıkan problem komşu eklemi de etkiler. Bundan dolayı her iki eklemdeki sorunlar aynı anda çözülmelidir.

Yumuşak doku işlemleri zamanında yapıldığında ileride ortaya çıkabilecek kimi sorunları da önleyebilir. Diğer bir deyişle geç kalındığında ilave yeni sorunlar ortaya çıkabileceği ilerleyen yaşlarda kemik girişimlerine daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlar daha büyük ameliyatlar olup, kemiğin kaynaması daha uzun süreler aldığından iki ayı aşan tespitlere ihtiyaç olabilir.

“Çocuğun Potansiyelini Keşfetmeye Giden Bilimsel Yolculuk”

 

Prof.Dr.Mintaze Kerem Günel

Hacettepe Üniversitesi

Fizik tedavi ve Reahabilitasyon Fakültesi

Pediatrik Fizyoterapi ve Reahabilitasyon AnaBilim Dalı

Avrupa  Pediatrik Bobath Eğitmenleri Derneği 2. Başkanı

Avrupa Pediatrdik Bobath Kıdemli Eğitmeni

İletişim:mintaze@hacettepe.edu.tr

Giriş

Bir çocuk dünyayı hareket ederek keşfeder. Başını kaldırır, annesine bakar, oyuncağına uzanır, emekler, ayağa kalkar, yürür, koşar, oyun oynar ve arkadaşlarıyla yaşamı paylaşır. Hareket yalnızca kasların çalışması değildir; öğrenmenin, iletişim kurmanın, bağımsızlığın ve hayata katılmanın temelidir. Bu nedenle serebral palsili bir çocukta rehabilitasyonun amacı yalnızca hareketi geliştirmek değil, çocuğun yaşamın içinde olmasını desteklemektir.

Serebral Palsi ve rehabilitasyona güncel bakış

Serebral palsi (SP), gelişmekte olan fetal veya bebek beynindeki ilerleyici olmayan biretkilenme sonucu ortaya çıkan; hareket ve postür gelişimini etkileyerek aktivitekısıtlılığına neden olan kalıcı nörogelişimsel durumlar grubudur. Motor bozukluklarasıklıkla duyu, algı, biliş, iletişim ve davranış alanlarındaki güçlükler, epilepsi ve kas-iskelet sisteminde zaman içinde gelişebilen ikincil sorunlar eşlik edebilir. SP, yalnızca birhareket bozukluğu değildir. Gelişmekte olan beyinde meydana gelen ilerleyici olmayanbir etkilenme sonucu ortaya çıkan; hareket ve postür gelişimini etkileyen, aktiviteyi veyaşamın birçok alanına katılımı farklı düzeylerde etkileyebilen kalıcı bir nörogelişimseldurumdur.Günümüzde rehabilitasyon; çocuğun vücut yapı ve fonksiyonlarını, aktivitelerini, hayata katılımını, çevresel koşullarını ve aileyi birlikte ele alan bütüncül bir bakış açısıyla planlanmaktadır.

Bobath Konsepti nedir?

Bobath Konsepti, Berta ve Dr. Karel Bobath tarafından geliştirilen, bilimsel gelişmeler doğrultusunda sürekli yenilenen dinamik bir klinik konsepttir. Bugün ICF çerçevesini temel alır; çocuğu yalnızca motor becerileriyle değil, tüm gelişim alanları ve yaşam çevresiyle birlikte değerlendirir. Amaç yalnızca hareketi düzeltmek değil; çocuğun günlük yaşamda daha bağımsız, daha aktif ve daha mutlu olmasını sağlamaktır.

Bobath Konsepti aynı zamanda çocuk rehabilitasyonunda geliştirilen ilk transdisiplineryaklaşımlardan biridir. Günümüzde fizyoterapist, ergoterapist ve dil ve konuşma terapisti; hekimler ve diğer ekip üyeleriyle ortak bir klinik gerekçelendirme anlayışı içinde çalışır. Merkezde ise her zaman çocuk ve ailesi yer alır.

Bu nedenle Bobath uygulaması yalnızca mezuniyet sonrası kapsamlı vestandartlaştırılmış eğitimlerini tamamlayan Bobath terapistleri tarafından uygulanır. Bu eğitimler terapiste egzersiz ezberletmez; çocuğu analiz etmeyi, bilimsel kanıtlarıyorumlamayı ve klinik gerekçelendirme yapmayı öğretir. www.bobathterapistleri.org

Bobath bugün neyi hedefler?

Bobath terapistleri çocuğun oyun oynayabilmesini, okulda daha bağımsız olmasını, arkadaşlarıyla vakit geçirebilmesini, günlük yaşam becerilerini geliştirmesini ve ailesiyle yaşamını daha kolay sürdürebilmesini hedefler. Kas tonusu, postür kontrolü, denge, kas kuvveti ve duyu gibi temel yapı ve fonksiyonlar; bu hedeflere ulaşmayı kolaylaştıran araçlardır. Asıl amaç ise aktivite ve hayata katılımdır.

Neden her çocuk farklı terapi alır?

Bobath Konseptinde hazır egzersiz listeleri yoktur. Aynı tanıya sahip iki çocuk bile aynı aktivitede farklı nedenlerle zorlanabilir. Bir çocuk ayakkabısını bağlayamıyorsa bunun nedeni denge yetersizliği, gövde kontrolü, ince motor beceriler, duyu sorunları ya da hareket planlama güçlüğü olabilir. Sonuç aynı görünse de neden farklıdır; bu nedenle çözüm de farklı olmalıdır.

Klinik gerekçelendirme

Bobath yaklaşımının temelini klinik gerekçelendirme oluşturur. Terapist yalnızca ‘çocuk neyi yapamıyor?’ sorusunu değil, ‘neden yapamıyor?’ sorusunu da yanıtlamaya çalışır. Ayrıntılı değerlendirme sonucunda çocuğun güçlü yönleri, ihtiyaçları, aile öncelikleri ve çevresel koşulları birlikte değerlendirilir. Tedavi bu bilgiler ışığında kişiye özel olarak planlanır ve çocuk geliştikçe yeniden şekillenir. İşte Bobath’ı standart egzersizlerden ayıran en önemli özellik budur.

Aktif katılım

Bobath pasif bir yaklaşım değildir. Gerektiğinde terapistin kolaylaştırıcı dokunuşları kullanılır; ancak hedef, çocuğun mümkün olan en kısa sürede kendi hareketini kendisinin yönetebilmesidir. Aktif katılım, problem çözme, motor öğrenme ve günlük yaşam içinde tekrar, terapinin temelini oluşturur.

Ailenin yeri

Aile, terapi ekibinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Terapist çocuğu haftada birkaç saat görebilir; aile ise yaşamın her anında onun yanındadır. Bu nedenle hedefler aile ile birlikte belirlenir, öneriler günlük yaşama uyarlanır ve terapi yalnızca klinikte değil evde, okulda ve oyun sırasında da devam eder.

Bilimsel yaklaşım

Günümüz Bobath Konsepti, bilimsel kanıtı bulunan uygun yöntemleri klinik gerekçelendirme doğrultusunda bütünleştirir. Amaç tek bir yöntemi uygulamak değil, her çocuk için en doğru yaklaşımı oluşturmaktır. Bu nedenle Bobath terapistleri, bilimsel gelişmeleri takip eden ve gerektiğinde farklı uygulamaları çocuğun yararına bir arayagetirebilen profesyonellerdir.

Erken müdahalede yeri

Bobath Konsepti’nin doğduğu ve geliştiği en önemli klinik alanlardan biridir. GünümüzdeSP açısından yüksek risk taşıyan bebeklerde erken tanı ve erken müdahaleninnöroplastisiteyi desteklediği, ikincil sorunların gelişmesini azaltabildiği ve çocuğungelişim potansiyelini en üst düzeye çıkarabildiği konusunda güçlü bilimsel görüş birliğibulunmaktadır. Zaman zaman Bobath Konsepti’nin erken müdahalede yeri olmadığıyönünde yorumlarla karşılaşılabilmektedir. Oysa bu yorumlar, daha çok geçmiş yıllardakikanıt düzeyi tartışmalarına dayanmaktadır. Günümüz Bobath Konsepti; aile merkezlibakım, ICF yaklaşımı, aktif motor öğrenme, çevresel düzenleme ve klinikgerekçelendirme ilkeleri doğrultusunda sürekli gelişen yaşayan bir konsepttir. Bu nedenleSP riski yüksek bebeklerde erken müdahalede, çocuğun bireysel gereksinimlerine göreplanlanan Bobath uygulamaları bugün de dünyanın birçok merkezinde ve ülkemizdebaşarıyla kullanılmaya devam etmektedir.

Sonuç: Bobath Konsepti, aslında bize yalnızca bir terapi yaklaşımını değil, bir düşünmebiçimini öğretir. Her çocuk kendi güçlü yönleri, gereksinimleri, ailesi ve yaşam öyküsüile benzersizdir. Bu nedenle aynı tanıya sahip çocuklar için bile tek ve değişmez birtedavi yolu yoktur. Bilimsel bilgi, klinik deneyim ve ailenin öncelikleri bir arayageldiğinde, çocuk için en doğru yol birlikte şekillenir. Bobath’ın yıllardır canlılığınıkoruyabilmesinin nedeni de budur. Temel ilkelerine bağlı kalırken, nörobilimden motor öğrenmeye, çocuk gelişiminden rehabilitasyon araştırmalarına kadar ortaya çıkan yenibilgileri değerlendirir, tartışır ve gerektiğinde kendi uygulamalarını geliştirir. Sonuçtahedef hiçbir zaman yalnızca daha iyi hareket eden bir çocuk değildir; kendi yaşamınadaha fazla katılan, potansiyelini gerçekleştirebilen ve yaşam kalitesi artan bir bireydir.

 

Her çocuk özeldir; bu nedenle her terapi de kendine özgü olmalıdır. Bobath Konsepti bize hazır reçeteler sunmaz. Düşünmeyi, analiz etmeyi ve her çocuk için en doğru çözümü aile ile birlikte oluşturmayı öğretir. Bobath terapisti çocuğun yalnızca bugününü değil, geleceğini de düşünür. Çünkü hedef yalnızca daha iyi hareket etmek değil; daha bağımsız yaşamak, daha çok oyun oynamak, daha fazla öğrenmek ve yaşamın her alanına katılabilmektir.

Biz buna yalnızca rehabilitasyon değil, çocuğun potansiyelini birlikte ortaya çıkarmayolculuğu diyoruz.

Berta Bobath’tan

“Bu konsept yuvarlak bir halı gibidir. Her terapistin ekleyeceği yeni bilgiler vedeneyimlerle bu halının çemberi genişleyecektir. Dileğim, tüm terapistlerin onuöğrenilebilir, öğretilebilir ve her zaman daha ileriye taşınabilir bir konsept olarakyaşatmalarıdır.”

Belki de Bobath Konsepti’nin en güçlü yönü tam da budur: Değişmeyen ilkeleri korurken, bilim geliştikçe kendini geliştirmeye devam etmesi. Bu nedenle Bobath bir yöntem değil; düşünmeyi öğreten yaşayan bir klinik konsepttir.

Ergenlik, bireyin gelişim süreci içerisinde çocukluk döneminin bitişiyle beraber başlayıp, fizyolojik olarak erişkinliğe ulaşıncaya kadar geçen bir gelişim dönemidir. Unesco ergenliği, cesaretin çekingenliğe, macera isteğinin rahata üstün geldiğini çağ olarak tanımlar. Ergenlik döneminde; birey bio-psiko-sosyal alanlarda ciddi değişimlerle baş etmek durumundadır.

Birey çocukluk döneminde bir tohumun toprakta olgunlaşması gibi anne babası ve diğer aile üyeleri arasında güvenli ve yetişkin sorumluluklarından uzak bir ortamda büyür. Ergenliğe yaklaştıkça, tohumun filizlenirken toprağı kenara iterek fidan olmaya başlamasına benzer biçimde aile üyeleriyle çatışmalar başlar. Bu bireyin artık ailesinden farklı olduğunu kanıtlama, kişilik kazanma çabasıdır. Ergenlik süreci boyunca anne baba ve toplumsal kurallar öğrenilirken, ergen her biriyle bir takım çatışmalar yaşar. Bu çatışmalar ergene hem kendinin tanıma fırsatı sağlar hem de dönemin sonunda kişiliğini kazanmasına yardım eder.

Ergenlik genellikle hızlı fiziksel değişimlerle başlar, psiko-sosyal olgunlaşma ile sürer. Kişinin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı, çok da belirli olmayan bir zamanda sona erer. Başlama yaşı gibi bitiş zamanı da bireye, bireyin sahip olduğu fiziksel ya da zihinsel yeterliliklere, ülkeye, sosyal çevreye göre değişimler gösterebilir. Buna karşın genellikle 11-12 yaşlarında başladığı ve yirmili yaşlarda sona ermesi gerektiği kabul edilmektedir.

•12-14 yaş arası erken ergenlik,

•14-17 arası orta dönem ergenlik,

•17-21 ve daha sonrası da geç dönem ergenlik.

İlk dönemde ergenin çocuk bedeni büyük bir hızla değişime uğrar. Bu dönem bedensel değişimlerin önde olduğu dönemdir. Bedendeki bu hızlı değişimi yaşamak ergen için zordur. Ergen yıllarca kolaylıkla yönetebildiği bedenini, hızlı büyüme ve hormonal değişimler sonucunda kontrol etmekte zorluklar yaşayabilir. Özellikle fazla sakar, yavaş hareket eden ve zaman zaman beceriksiz davranışlar sergileyebilir.

Bedensel engelli çocuklarda ise durum biraz daha karmaşık olabilmektedir. Kullanılan yardımcı araçların değişimi, bedensel değişimle birlikte bireyin uyum sağlamasını zorlaştırabilir. Birey için ergenlikle birlikte transferler sırasında yaşadığı güçlükler çocukluk dönemindeki kadar kolay kabul edilebilir ve baş edilebilir olmayabilir. Özellikle sosyal ortamlarda başkalarının kendini algılama biçimleri ergen için çok önem taşımaya başlar ve yoğun duygusal tepkiler verebilir.

Orta dönemde gencin yaşamında arkadaşlar ailesinden daha ön plana geçer. Bu dönemde arkadaşları tarafından kabul görmek genç için en önemli yaşamsal ihtiyaçtır. Ergen arkadaşlarını yakından tanıyarak kendine bir rota çizer ve başkalarının yaşadıklarıyla kendi yaşadıklarını örtüştürerek kendini güvende ve dingin hisseder.

Bu dönemde birey ergenlik ego-santrizmi yaşar. Yani Kendi düşünceleri, duyguları ve davranışlarıyla aşırı ilgilidirler. Kendi ve diğerleri arasındaki ilişkilerle ilgili olarak da iki önemli yanlış algıları vardır. Bunlardan biri, kendi kendileriyle çok ilgili olmalarının ötesinde diğerlerinin de kendisiyle ilgilendiklerini düşünmeleri ve devamlı bir sahnede, herkes kendilerini izliyormuş gibi davranmalarıdır. Bu nedenle ergenlik döneminde bireyin görüntüsüyle ilgili fazlaca uğraştığı dikkati çeker. Saatlerce ayna karşısında vakit geçirebilir, kıyafetlerine gösterdiği özeni abartabilir ya da vücudunda beğenmediği kısımlarla ilgili olarak fazlaca yoğun duygular yaşayabilir.

Ego-santrizmin diğer görünümü ise kendi önemlerini aşırılaştırmaları ve kendilerini özel ve özgün olarak algılamaları sonucu başkalarının başına gelenin kendi başlarına da gelebileceğini düşünememeleridir. Ergenin bu dönemde sorumluluk almakta zorlanması, ciddi sonuçları olabilecek davranışlar konusunda umursamaz tutumlar sergilemesi bu nedenledir.

Son dönem gencin kimliğini tamamladığı dönemdir. Bireysel kimliğinin yanı sıra sosyal ve mesleki kimliğin de oluştuğu dönemdir. Bu dönemde artık genç, sosyal durumunu belirlemiş ve mesleğini seçmiş olacaktır.

Ergenlik Döneminde Duygusal Gelişim

Ergenlik döneminde duygusal gelişim ve değişim konusunda dikkati çeken ilk noktanın, duyguların yoğunluğundaki artış ve istikrarsızlık olduğunu söylemek mümkündür. Bu dönemde bireyin doygularının hızlı değişim göstermesi ve yaşadığı duyguyu çok şiddetli ortaya koyması mümkündür. Üzüldüğü bir konuyla ilgili olarak aşırı gergin olabilir ya da saatlerce ağlayabilir ya da beklenmedik bir biçimde hızla keyifli ve neşeli bir ruh haline geçebilir. Bu dönemde ergen de kendi duygularına yabancı olabilmektedir. Bazen neden üzüldüğü ya da sebep yokken neden bu kadar gergin olduğu konusunda kendisinin de kafası karışabilmektedir. Bu duygusal istikrasızlıkların kendine odaklanma, kendinden yüksek beklentilerinin olması ve zayıf kendilik değeriyle ilgili olduğu söylenebilir. Birey bu dönemde kendini dünyayı yönetecek kadar güçlü ve güvenli hissederken; karşılaştığı bir engel sonucu yeni biriyle tanışacak kadar bile becerikli olmadığını düşünmeye başlayabilir.Bu tür çatışmalar ergenin hızlı duygusal değişimlerinin sonucudur.

Bu duygusal özellikler, kendini ifade edebilmedeki becerilerinin artması ve zihinsel gelişimindeki ilerlemelerle birlikte ergen ve aile arasında çatışmalar ortaya çıkabilmektedir. Birey, anne-babasının mükemmel olmadığını görmeye ve onların hatalarını dile getirmeye başlar. Özellikle kurallar ve sorumluluklar konusunda evde sürekli çatışmalar çıkabilmektedir. Ergen bağımsızlaşmak ve bir birey olduğunu kanıtlamak için çaba sarf ederken ebeveynler bireyin sorumlulukları ve evdeki kurallar konusunda ısrarcı tutumlar sergilerler. Ergen çoğu zaman ailesinin kendisinin bağımsızlaşmasını engellediğine inanır ve aileden gelen tüm hatırlatma ve telkinlere karşı negatif tutumlar sergiler.

Bu dönemde anne babalar da kendi anne babalıklarını sorgulamak durumunda kalırlar. Evde var olan yerleşik kuralların esnetilmesi, ergenle uygun bir iletişimin sağlanması, ergenin sorumlulukları konusunda endişeler ve bu noktada kendi ebeveynlik tutumları tek tek ele alınarak anne baba tarafından irdelenir. Bu nedenlerle aslında ergen yoğun duygular yaşarken anne baba da karmaşık ve yoğun duygular içine girebilmektedir.

Anne babaların bu dönemde ergenle ilgili olarak önemsemeleri gereken temel konu iletişim olmalıdır. Evdeki sınırlar belli ölçülerde esnetilebilir, bireyin sorumluluklarıyla ilgili daha az endişeli olmaya çalışılabilir ve ergenin duygu ve davranışlarını yargılamadan iletişim kurulabilir. Bu dönemde ergenle negatif tartışmaları uzatmak yerine daha sabırlı ve net davranışlar sergilenmelidir.

Ergenlik Döneminde Zihinsel Gelişim

Ergenlik döneminde birey, zihinsel gelişim açısından soyut işlemler dönemine girmektedir. Soyut işlemler döneminin en önemli özelliği hipotetik tümden gelimci düşüncedir. Soyut değerlendirmeler yapabilme, olayları sağlıklı değerlendirebilme, en

iyi olma, hak, hukuk, eşitlik ve adalet gibi kavramlar ağırlık kazanır. Soyut düşünce her ergende aynı hızla ve biçimde ortaya çıkmamakta, bu düşünce biçimiyle ilgili bilişsel stratejiler ancak eğitimle gelişebilmektedir.

Bu dönemde, yetişkin gibi düşünme çabaları dikkati çeker, ancak yetişkinler kadar deneyimleri olmadığı için çoğu konuda yanlış kararlar verebilir ya da yetersiz kalabilirler.

Ergen, bir problem çözme durumunda neden-sonuç ilişkisini kurabilmek için olası tüm değişkenleri göz önüne alabilir ve bunlardan birini sınarken diğerlerini dışarıda bırakabilir. Gerçek ve somut olmayanla yani olasılıklarla ilgilenebilirler. Bu dönem düşünce yeteneğinin artmasıyla birlikte gencin kendine özgü kuramlarını da geliştirdiği bir çağdır. Düşünceyi sorgulama ve yönlendirme isteği ve yeteneği ergenlerde artış gösterirken, kendileri ve dünya hakkında daha fazla düşünmekte ve 13-15 yaşları arasında daha tartışmacı, idealist ve eleştirici olabilmektedirler.

Ergenlik Döneminde Sosyal Gelişim

Ruhsal, fiziksel ve zihinsel özelliklerinin değişmesi ile birlikte ergenler çevreleri ile daha yeni ve farklı yaşantılar içine girmektedirler. Anne-babaya olan bağlılık azalmaktadır. Kendi kararlarını kendileri vermek isterler ve bağımsız olmak isterler. Ancak anne-baba ve yetişkinlerin yönlendirmelerine ihtiyaçları vardır.

Bu dönemde arkadaşlık ilişkilerinde de değişimler olur. Aynı cinsiyetten arkadaşlarla ilişkilerde daha yakın olunur. Kızlar az sayıda ama daha samimi arkadaşlıklar kurarken erkekler daha fazla arkadaş edinirler. Yani farklı etkinlikler için farklı arkadaşları olabilir.

Bireyin, kişisel bir değer sisteminin varlığını farkına vardığı dönem ergenlik dönemidir. Çünkü ergen tarafından bu dönemdeki birçok değişken, değer yargılarının, toplumda mevcut olan otoriteye bağlı kalınarak, geleneksel tarzda şekillenip şekillenmeyeceğini belirler. ahlâkî olgunluğa yönelme, ergenlik dönemiyle birlikte ancak soyut düşünce gelişimine paralel olarak gelişebilir. Din ve inançlar daha net anlaşılır ve tanrı kavramı soyut bir güç olarak algılamaya başlar.

Bu dönemde ergene fikirlerinin tutarsızlıklarını ve fikirleri arasındaki çelişkileri görmesine imkân tanıyacak biçimde değerlerin aktarılması, ergende ahlâkî değerlere ilişkin temel bilişsel sürecin yeniden yapılanmasına imkân sağlar. Bu anlamda ergenlik döneminin en belirgin ahlâkî davranış özelliğinin kendi kendini yönetme yeteneği olduğunu söylemek mümkündür. Ahlâk kurallarını, cezadan korktuğu için değil, uyulması gerekli kurallar olarak gördüğü için uygulamaya çalışır. Bu durum ergende, alışkanlığa dayanan dış disiplinin tersine bir iç disiplin eğilimi oluşturur.

Ergenlik Döneminde Cinsel Gelişim

Ergenlik dönemine girerken oluşan değişikliklerin çoğu ergenin cinselliğine yansır. Özellikle fiziksel değişimler cinsellikle bağlantılıdır. Tüm bunlar zihninde cinsellikle aşırı uğraşmasına neden olur. Konuşmalar, şakalar ve tabii karşı cinse duyulan ilgi belirgindir. Ergenlikte cinsellik duygusal bir konudur. Kız ve erkek ergenlerin cinselliğe bakışı ve yaklaşımı farklılık gösterir. Kızlar için cinsellikte sevgi ve aşkın önemi daha fazladır. Hayal etmek ve hissetmek daha önemlidir. Erkeklerde ise cinsellik dürtüsü yoğundur. Mastürbasyon, erkek arkadaşlarla cinsel içerikli konuşmalar ve şakalar cinsel dürtülerin tatminine dönük eylemlerdir.

Yetersizlikten etkilenmiş çocuk ve gençlerde cinsel gelişime baktığımızda normal gelişim gösteren çocuklarla aynı sırayı izlediği ancak zihinsel gelişim düzeyine bağlı olarak daha yavaş ve geriden takip ettikleri görülmektedir.

Yetersizlikten etkilenmiş çocuk ve gençlerde cinsel gelişim incelenirken takvim yaşları değil gelişim düzeyleri dikkate alınmalıdır. Bu şekilde değerlendirildiğinde anne-baba veya eğitimcilere sorun gibi görünen pek çok durumun gerçekte sorun sayılamayacağı anlaşılır.

Yetersizlikten etkilenmiş çocukların genelde yaşıtlarından daha fazla cinsel ilgileri olduğu, daha fazla cinsel içerikli davranışları olduğu düşünülmektedir. Oysa bu çocuklar cinsel içerikli davranışların nerede, ne zaman, hangi durumlarda uygun olup olmadığını bilemedikleri için yani bir anlamda cinsel davranışlarını kontrol edemedikleri için böyle algılanmaktadırlar.

Ergenlik Döneminde Kimlik Gelişimi

Ergenlik döneminde oluşan bedensel, cinsel ve zihinsel gelişim ergene yeni sorumluluklar ve beklentiler getirir. Kimlik arama duygusu ergenlik döneminde ön plana çıkar. Bu dönemde ergen, hem kendi, hem de başkaları için kim olduğu sorusunun yanıtını arar. Çünkü o zamana kadar elde edilen rollere ve o rollerin sorumluluklarına, yeni alınması gereken rollerle yeni sorumluluklar eklenmiştir. Toplumsal beklentilerle kimlik yeniden gözden geçirilir. Kimlik duygusu tek parçadan oluşmaz. Kimliğin, cinsel, mesleksel ve toplumsal öğeleri vardır.

Özellikle gelişmiş kabul edilen ileri toplumlarda ergen bir kimlik bunalımı yaşamaktadır. Bedeni, çok kısa bir süre içinde yetişkin görünümü alan ergen artık çocuk gibi davranamayacağını anlar ve “Ben kimim?” “Değerlerim nelerdir?” “Yaşamdaki amaçlarım neler olmalıdır?” gibi sorularla geleceğe dönük kararlar almaya ve benliğini oluşturmaya başlar. Toplum içinde kendi seçtiği ideolojiye uygun bir rol bulursa kimlik kazanmış olur. Bunu başaramayan ergenlerde ise kimlik krizi devam eder. Pek çok denemeyle bu kriz çözülmezse ergen kimlik kargaşasına düşebilir veya olumsuz bir kimlik geliştirebilir.

Ailelere Öneriler

Ergen her şeyden önce anlaşılma ve değer görme duygusunu yaşamalıdır. Bu nedenle ebeveynin davranışları konusunda hassas olması gerekir. Aksi takdirde ergen bu duygularını tatmin etmek için farklı çevrelere ihtiyaç duyacaktır.

Ergen, aile konuları dışında tutulmamalı, fikir alışverişleri yapılmalıdır.

Çeşitli sorun ve konularda ergen objektif bir biçimde saygıyla dinlenmeli ve ortak paydalar bulunmaya çalışılmalıdır.

Evdeki sınırlar belli ölçülerde esnetilmelidir. Ebeveynler evdeki sınırları net olarak ergenle konuşmalı bu sınırlar konusunda ergenin fikirlerini paylaşmasına olanak sağlamalıdır.

Ergenin arkadaşları eleştirilmemeli, ebeveyn bu konuda ergenin arkadaşlarını tanıma yoluna gitmeli ve bunu çocuğuna hissettirmelidir.

Bu dönemde anne babalar çocuklarıyla ilgili yoğun endişeler taşıyabilirler. Sorumluluklarını almayan, dikkati dağınık, ilişkilerde zorlanan, aşırı tepkisel, dik başlı ve kurallara uymakta zorlanan ergenin geleceği ebeveyni fazlaca kaygılandırabilir. Ancak bunların ergenin kimlik kazanması ve yetişkin olması için gerekli olduğu unutulmamalıdır. Eninde sonunda her nehir denize ulaşır. Her ergen farklı yollardan ve

farklı zamanlarda yetişkin bilincine ve sorumluluklarına sahip olacaktır. Önemli olan bu dönemde çocukla anne baba arasındaki iletişimin kopmamasıdır.

Klinik Psikolog

Mustafa Sungur

sungurm@gmail.com

Pediatrik Rehabilitasyonda Yeni Konsept;

“ Ankara Şehir Hastanesi – Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ”

Prof. Dr. Evren YAŞAR

Kurucu Başhekim

Avrupa’nın en büyük hastane kampüsü olan Ankara Şehir Hastanesi içinde yer alan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, fiziksel imkanlarının yanı sıra tecrübeli kadrosu ile ülkemizin en büyük ve modern rehabilitasyon merkezi konumundadır. Dünyada sayılı merkezlerde yer alan yüksek rehabilitasyon teknolojisi ile insan fonksiyonlarının ve özellikle hareket sistemi fizyolojisinin objektif değerlendirilmesi, gelişimin ve iyileşmenin doğru takibi hastanemizin ayrıcalıklarındandır.

Hastanemiz; fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında uzman hekimler ve öğretim üyeleri, fizyoterapistler, iş-uğraşı terapistleri, dil-konuşma terapistleri, kognitif terapistler, psikologları, sosyal hizmet uzmanları, çocuk gelişim uzmanı ve rehabilitasyon hemşireleri ile hasta merkezli bir ekip çalışmasının organizasyonu ile tanı ve tedavi hedeflerine yönelik laboratuvarlara ayrılmıştır.

“Önce insan” prensibi ile çıktığımız hizmet ve bilim yolunda tüm ekibimiz tek bir hedef için özveriyle çalışmaktadır; Rehabilitasyon alanında dünyanın sayılı mükemmeliyet merkezleri arasına girmek.
Rehabilitasyonun tüm ilgi alanlarında hizmet veren hastanemiz, dahil olduğu Ankara Şehir Hastanesi’nin diğer klinik ve hastaneleri ile bir arada olma ayrıcalığı ile hastalarımızın tedavilerinin kesintisiz olarak sürdürülebilmesine olanak sağlamaktadır.



İyi niyet, iyi ekip, iyi fiziksel imkanlar, iyi teknoloji ile yola çıktık, hep daha iyisini arayarak ve bize ihtiyacı olanlara bizim için özel olduklarını hissettirerek çocuklarımızın, milletimizin ve insanlığın hizmetindeyiz.

300 yataklı hastanemizde 50 yatak pediatrik rehabilitasyon, 25 yatak nöromusküler hastalıklar için ayrılmıştır. Hastanemizde doğumsal ve kazanılmış nörolojik, ortopedik, travmatik, romatizmal hastalıklar nedeniyle, fonksiyonel yetersizliği olan çocuklarımızın fonksiyonel seviyelerini en üst düzeye çıkarmak ve günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlıklarını artırmak amaçlanmaktadır.

Bu kapsamda;

1-Serebral palsi
2-Beyin ve Omurilik hasarları (Travmatik veya vasküler)
3-Kas hastalıkları
4-Periferik sinir hastalıkları (herediter polinöropatiler, brakial pleksus yaralanması, Guillain Barre Sendromu gibi)
5-Multipl skleroz
6-Meningomyelosel-hidrosefali
7-Spina bifida
8-Tortikollis
9-Ekstremite kırıkları
10-Doğumsal veya kazanılmış uzuv eksikliği
11-Skolyoz
12-Yanık ve eklem sertlikleri
13-Genetik ve metabolik bozukluklara bağlı engellilik
14-Onkolojik hastalıklara bağlı engellilik
15-Juvenil idiopatik artrit gibi romatizmal hastalıkların tedavi ve rehabilitasyonu yapılmaktadır.

Rehabilitasyon ekibi tarafından belirlenen hedefler doğrultusunda oluşturulan tedavi planında, çağdaş ve kapsamlı fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları ile çocuklarımızın her biri özelinde katılımının artırılması amaçlanmaktadır.

“Tekrar yürüyebilmek rehabilitasyon hastaları için çok önemlidir ve rehabilitasyon programlarının ana hedeflerindendir.” 

Pediatrik rehabilitasyon uygulamaları:
1-Robotik rehabilitasyon uygulamaları


2-Nörofizyolojik egzersizler


3-Konvansiyonel egzersizler


4-Denge-koordinasyon egzersizleri


5-Postür eğitimi


6-Yürüme analizi ve yürüme eğitimi


7-Uygun ortezlerin seçimi ve eğitimi


8-Yürümeye yardımcı gereçlerin seçimi ve eğitimi


9-Fizik tedavi modalitelerinin (Fonksiyonel elektrik stimülasyon gibi) uygulanması


10-Günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığa yönelik çalışmalar (Model ev ve ergoterapi çalışmaları)


11-Dans, oyun ve müzik tedavileri


12-Akuaterapi (egzersiz havuzu) ve hidroterapi tedavileri


13-Ev egzersiz programları düzenlenmesi


14-Çocuklara ve ailelerine yönelik destek eğitimleri


Ülkemizdeki en büyük robotik rehabilitasyon merkezi hastanemizde kurulmuştur. Uluslararası düzeyde kabul görmüş yabancı (Lokmat) ve yerli (RoboGait) robotik yürüme sistemlerinin yanında çocuk ve erişkin hastalarımız için kol robotları da etkin olarak endikasyon dahilinde kullanılmaktadır. Robotik yürüme sistemlerinin yanında; oldukça gelişmiş geri bildirim sistemlerine sahip kısmi ağırlık destekli yürüyüş sistemleri olan C-Mill rehabilitasyon sistemleri de hastanemizin ayrıcalıklarındandır. Bu rehabilitasyon sistemi hem yürüyüş analizi hem de yürüme veya denge yetersizliği olan hastalarda denge ve yürüme eğitimi için kullanılan bir sistemdir. Yine hastanemizde yerçekimsiz ortamda yürüme eğitimi sağlayan anti-gravite yürüme sistemi (Alter-G) de konseptimizin bir parçasıdır. Özellikli yürüyüş sistemleri, hastanemizde daha çok omurilik hasarlı ve pediatrik beyin hasarlı hastalarımızda kullanılmaktadır. Dinamik vücut ağırlığı desteği ve çok yönlü hareket özelliği ile fonksiyonel yürüyüş ve dengeyi geliştirerek günlük yaşama uyumu artırır. Bağımsız bir yaşama dönüş yolunda güvenli, mobil ve çok yönlü yürüme ve denge eğitim sağlar.

Rehabilitasyon amacıyla geliştirilen robotlar herhangi bir görevi yerine getirmek için belirlenen hareketleri yaptıran, çok fonksiyonlu, programlanabilen, şekil, büyüklük ve sistemleri bakımından farklılıkları olan elektromekanik cihazlardır. Robotik yürüme eğitimi yürüme fonksiyonun yeniden kazandırılması için ritmik duyusal ve motor girişi ile hareketin yoğun, hızlı, fonksiyona ve göreve özel olarak robotik sistemler ile yeniden öğretilmesidir. Yapılan tekrarlayıcı, progresif ve zorlayıcı uygulamalar nöral bağlantılarda plastik değişiklikleri uyararak motor kontrol ve öğrenmeyi desteklemektedir.

Hastanemiz içindeki “Kognitif ve İletişim Becerileri Laboratuvarı’nda” hedefimiz, hasta memnuniyeti odaklı kanıta dayalı tedaviler sağlamaktır. Tüm hastalarımız için kapsamlı bir özel değerlendirmeden sonra özel bir müdahale programları geliştirilmiştir. Terapiler optimal ortamlarda sağlanır ve rehabilitasyonu artırmak ve hasta deneyimini geliştirmek için yeni teknolojilerle desteklenebilir. Dil ve konuşma terapistleri ile psikologlarımız, hastalarımız için yaşamın her alanında gelişmiş işlevsellik sağlayan bütünsel bir rehabilitasyon deneyimi sağlamak için fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları, ergoterapistler, hemşireler ve diyetisyenlerle yakın koordinasyon içinde çalışmaktadır.


“Yutma (disfaji) bozuklukları ve kazanılmış konuşma bozukluklarına bağlı değerlendirme ve tedavi laboratuvarlarımız uzman kadrosu ile hizmet vermektedir.”


Serebral görme bozuklukları açısından hastanemizde “Görme Rehabilitasyon Laboratuvarı” da hizmet vermektedir. Çocukluk çağı körlükleri sayıca daha az olmasına rağmen kör yaşanan yıllar hesabı ile yaşam kalitesi etkisi çok yüksektir. Çocukların doğumdan itibaren gelişme dönemleri ölçülerek plastisite kapasitelerinin tam kullanılmasına çalışılmaktadır. Görme Rehabilitasyonu, yapısal bozukluğun etkisini en aza indirmek için kanıta dayalı müdahale ederek, var olan ışık hissi, şekil algısının en iyi kullanılması, teknoloji ile geliştirilmesi ve uyum sağlanarak sinir sistemi plastisitesinden yararlanılmasına dayanmaktadır.

Rehabilitasyon ekibimiz kişiselleştirilmiş hedefleri belirlemek için aile ve hasta ile yakın temasta bulunmaktadır. Rehabilitasyon sürecinde ailenin aktif rol alması önemlidir. Ayrıca çocuğun taburculuk sonrası eve, okula ve topluma kolaylıkla adapte olmasını sağlamak için aile eğitimi ve ev programı da verilmektedir.

“Pediatrik Rehabilitasyon Ekibi olarak hedeflerimiz; çocuk hastaların fiziksel ve bilişsel fonksiyonlarını iyileştirmek, dizabiliteyi engellemek ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı sağlamaktır. Bu sayede çocuklarımızın aktif yaşama dönüşü ve topluma entegrasyonu mümkün olmaktadır.”

Hastanemiz web sitesinden ( https://ankarasehir.saglik.gov.tr/TR,306228/fizik-tedavi-ve-rehabilitasyon-hastanesi.html ) daha ayrıntılı bilgi edinebilir; Eğitim görevlilerimiz ve konusunda uzman hekimlerimizin takibine Ankara Şehir Hastanesi – Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi “Pediatrik Rehabilitasyon Polikliniği” nden randevu alarak katılabilirsiniz. Alo 182 veya www.hastanerandevu.gov.tr adresinden randevu alarak beklemeden, kaliteli sağlık hizmeti alabilirsiniz.

Mustafa ÖCALAN

Çankaya Rehberlik ve Araştırma Merkezi Fizyoterapisti

İlki 1955 yılında Ankara rehberlik ve araştırma merkezi olarak kurulan, şu an ise 81 ilde 260 adete yakın olan rehberlik ve araştırma merkezlerine 2021 yılının son ayında fizyoterapist ataması gerçekleştirildi. Bu konuda Türkiye Fizyoterapistler Derneğinin ve Çocuk Fizyoterapistleri Derneğinin uzun yıllardır çalışma yaptığını belirtmekte fayda var.

Peki uzun yıllardır bedensel yetersizliği olan bireylerle özellikle serebral palsili bireylerle çeşitli mecralarda ortaklaşa çalışmış fizyoterapistler rehberlik ve araştırma merkezlerinde nasıl bir görev üstlenecek?

Özel eğitim hizmetleri yönetmeliğine göre fizyoterapist: Üniversitelerin fizyoterapi ve rehabilitasyon alanında lisans eğitimi almış, rehberlik ve araştırma merkezlerinde bireylerin yetersizliklerinden kaynaklı ağrıyı, engeli ve yeteneklerini özel ölçme, değerlendirme ve inceleme yöntemleri ile belirleyerek hekimin tanısına göre, fonksiyonun ve fonksiyonel kapasitenin geliştirilmesine yönelik fizyoterapi ve rehabilitasyon programını planlayan, uygulayan ve tekrar değerlendirerek rapor eden personel olarak tanımlanmaktadır.

 Bu noktada fizyoterapistler bireyin bedensel yetersizliği olan bireyler için destek eğitim programına uygunluğunu değerlendirme eğer uygun ise bu programın hangi modüllerinden fayda göreceğini belirleme, devam eden destek eğitim sürecindeki ilerlemeyi gözlemleme gibi görevler üstlenmektedirler. Yine aynı şekilde devam eden rehabilitasyon sürecine farklı bir gözle bakma açısından ram fizyoterapistleri önem taşımaktadır. Bütün bunlara ek olarak ram fizyoterapistleri çocukları vücut yapı ve fonksiyonları açısından değerlendirmenin yanında aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörleri de göz önünde bulundurarak bütüncül değerlendirme kapsamında bireyin sosyal entegrasyonu açısından gerekli önerileri de sunmaktadırlar. Bireyin sahip olduğu diğer hakları hakkında bilgilendirme yapmaktadırlar. Devam ettiği özel eğitim ve rehabilitasyon merkezindeki fizyoterapisti ile iletişim halinde bulunarak uygun programı hazırlarlar. Ayrıca bireyin devam eden sağlık sorunları hakkında gerekli uzmanlara yönlendirmeler de yaparlar.

Ram fizyoterapistleri aileler için bilgilendirici seminerler, öğretici broşürler, çeşitli eğitimler organize edip düzenleyerek aile ve birey eğitimi noktasında da görev almaktadırlar. Yapılan tüm çalışmalara @ramfizyoterapistleri adlı Instagram sayfasından göz atabilirsiniz. Yapılan eğitimlerin aileler ile sınırlı kalmayıp rehberlik ve araştırma merkezi öğretmenlerine yine aynı şekilde çeşitli okullarda bedensel yetersizliği olan bireylerle çalışmakta olan öğretmenlere yönelik olarak da düzenlendiğini belirtmekte fayda var.

 Ramda yaklaşık bir yıldır görev yapmakta olan bir fizyoterapist olarak sizlerle bu merkez bünyesinde buluşmanın hem kendim hem de mesleğim adına çok önemli olduğunu söylemek istiyorum. Yıllardır müthiş bir özveriyle üzerine düşen görevi yerine getirmeye çalışan öğretmenlerimize teşekkürü bir borç bilerek artık bu değerlendirmenin işinde uzman fizyoterapistler tarafından yapılacak olmasının mutluluğunu da hissediyorum. Kişisel deneyimlerimden yola çıkarak; ramda da artık fizyoterapistlerle buluşan çocukların ve ailelerin heyecanlarını ve şaşkınlıklarını ama en önemlisi sevinçlerini de sizlerle paylaşmak isterim.

RAM’a gelecek bedensel yetersizliği olan bireylerin aileleri için öneriler:

  • Randevu saatini çocuğunuzun kendini gün içerisinde en rahat hissettiği saate almaya çalışın
  • Çocuğunuzun kullandığı cihazları (ortez, walker, tripod vs.) mutlaka değerlendirme için yanınızda getirin.
  • Çocuğunuzun seanslar içerisinde yaptığı aktivitelere yönelik fotoğraflar, videolar getirmeniz uygun değerlendirme için önemlidir.
  • Sağlık raporunuzun geçerlilik tarihini mutlaka kontrol ediniz.

Değerlendirme için gerekli olan evrakları mutlaka öncesinde hazırlayın

Bahar geldi ve canlanmaya başladı doğa. Gökyüzü artık daha duru, daha az bulutlu ve güneş yüzünü daha çok gösteriyor, gülümseyerek. Hiç gülümser mi güneş? Evet, bir benzetme güneşin gülümsemesi; gökyüzünün parlaklığı, ışığın gücü aslında bizi gülümseten ve içimizi ısıtan. Oysa kış mevsimi öyle mi? Kara ve gri bulutlarla kaplı gökyüzü, öğlen vakti karanlık saatler, çamurlu ve kasvetli bir ruh hali ve kısa günlerin katili uzun geceler. Peki kış mevsimi hak ediyor mu bu kadar olumsuz benzetmeleri? Tabii ki hayır! Kış, görevini yapıyor ve gri geçiriyor günleri. Ancak o gri ve karanlık gökyüzü bizi psikolojik olarak olumsuz etkiliyor. Bunu, kış mevsiminde depresif duygu durumunun artmasından, depresyon belirtileri ile psikolojik tedavi alanlardan biliyoruz.

Bazı şeyler vardır ve bizi gökyüzü gibi takip eder. Mesela geçmişimiz, ailemiz, travmalarımız, kişiliğimiz, acılarımız, sevinçlerimiz, gururumuz vb. Gökyüzümüzü neyle doldurduğumuz, onun nasıl işlendiği ve bizim dışımızda kimlerin nasıl etkisi olduğu çok önemlidir. Çünkü bizimle bir ömür geçiren gökyüzümüz bize bazen hüzün bazen de sevinç verebilir. Tıpkı kış ve bahar mevsimi gibi ancak bir fakla. Mevsimler geçicidir ve her kışın sonu bahardır. Kışın çekilen acılar baharda unutulabilir. Peki gri ve karanlık bulutlar gibi içimizi karartan geçmişteki acılarımızı ne yapacağız?

Yetişkinlerle yaptığımız her psikoterapide, yaşanan acıların altından çocukluk çağı ve geçmişin travmatik anıları çıkıyor. Her insanın bir ömür taşıyacağı gökyüzü, çocukluk çağı ile birlikte çizilmeye başlıyor. Şimdi şöyle bir düşünün, sizin gökyüzünüzün içinde çocukluk yıllarınızdan neler var ve kimler çizdi onları? Muhtemelen korkularınızın, kaygılarınızın, takıntılarınızın, karanlık yanlarınızın bir ucu çocukluğunuza çıkacaktır. Kışın biteceğini baharın geleceğini bilmek insana umut verir. Aynı umudu acılarımızda ne kadar hissedebiliyoruz?

Birkaç örnek vereyim.

Aile içi ilişkilerde yaşanan gerginlikler ve çatışmaların temelinde genellikle bazı kaygı temelli inançlar bulunmaktadır. Mesela çocukluğunda yeterince sevgi görmeyen, dışlanan, horlanan, kıyaslanan, yok sayılan, görmezden gelinen ve duyguları hırpalanan kişiler, bu açlığı doyurmak için yetişkinlik yıllarında sevileyim inancı ile hareket etmektedir. Evli insanlar sevileyim kaygısı ile eşinin tüm buyruklarına boyun eğmekte ya da onu memnun etmek için olağanüstü çabalamaktadır. Eşi ve çocukları merkezdedir ve kendi duygularının farkında değildir. Mümkünse sevileyim der ve bunun için herkesi memnun etmeye çalışır. Asla hayır diyemezler ve bu da başlarına bazen birçok dert açar. Çünkü çocukken yeterince görmediği sevgiyi, doyurma çabasındadır. Ne yazık ki, birçok evlilik benzer şekilde devam etmektedir.

Çevrenizde çok hırslı ve iş kolik insanlar vardır. Eminim bu insanlar hayallerine ve hedeflerine ulaşmak için belli bir iş disiplini içinde çalışmaktadır. Ama içlerinde bazıları da vardır ki, herhangi bir ulaşılabilir hedef ve iş disiplini olmadan çırpınmaktadır. Sadece çalışır; dinlenme, durup düşünme, gelişme, gezme, okuma, istişare etme vs onların hayatında yoktur. Çünkü büyük bir hırsla çalışmalı ve daha çok büyümelidir. Tamam da bu büyümenin sınırı nedir? Bunun cevabını o da bilmiyordur. Hırsla çalışmak ve daha çok büyümek yaşam amacıdır. Dönün bakın, bu hırsın altından yine çocukluk çağı acıları çıkacaktır. Ekonomik ve duygusal şiddete maruz kalan çocuklar, duygusal açlıkla beraber, çocukken ulaşamadığı paranın tek güç olduğu düşüncesiyle büyür. Paranın tek güç olduğu inancıyla yetişkinlik yıllarına ulaşanlar ise muhtemelen daha hırslı ve sınırsız büyüme derdindedir.

Şunu biliyoruz, psikolojik rahatsızlıkların nedenleri arasında, genetik alt yapı, kişilik özellikleri ve yaşam içindeki olaylar bulunmaktadır. Kişilik özelliğinin oluşumu ağırlıklı olarak çocukluk dönemine rast gelmektedir. Çocukların ilk temas kurduğu bireyler ise ailesidir. Yani kişilik oluşumunda ailenin tutumu, davranışı ve kültürü çok önemlidir. İşte gökyüzünü şekillendiren bir başka faktör, yani kişiliğimiz, yani ailemiz. Çocukluk dönemi ve ailenin tutumu o kadar önemlidir ki, bunu kendi yaşamınızda görmüşsünüzdür.

Sözün özü şu, sana rehberlik eden geçmişin ve çocukken yaşadıklarındır. Bu yüzden çocuklara yaşattıklarına dikkat et!

 

Hakan BABA

Uzman Psikolojik Danışman-Terapist

DOÇ. DR. Z. NAZAN BAYKAN / İSTANBUL

Serebral Palsi de (SP) de görülen duyu ve motor bozukluklar, sıklıkla gelişmekte olan beyinde doğum öncesi, doğum anı ve/-ya doğumdan sonra oluşan lezyonlarla ortaya çıkar. İleride oluşabilecek duyu ve motor kısıtlılıkları en aza indirebilmek için tekrarlayan nörolojik muayeneler, radyolojik tetkikler ve davranışların izlenmesi ile disiplinler arası çalışmalarla, teşhisle eş zamanlı olarak re/-habilitasyon çalışmalarının başlanması, çocuğun işlevsel kapasitesini en üst düzeyde kullanması açısından çok önemlidir.

SP de şaşılık, kırma kusurları, nystagmus, ptozis, akamodasyon bozuklukları, tipik gelişen çocuklara göre daha sık rastlanmaktadır. Arka görme yolları ve beynin üst merkezlerinin tutulumu ile ortaya çıkan serebral görme bozukluğunda (SGB) göz devinim bozuklukları, tanıma fonksiyonlarında ve 3 boyutlu mekanda motor planlama yapmada bozukluklar, el-göz koordinasyon bozukluğu ve görsel hafıza ile görsel dikkat işlevlerinde kısıtlılık en sık rastlanan bulgulardır.

SGB de görmenin re/-habilitasyonun da yapılan uygulamalar günümüzde görmenin uyarılmasından çok günlük yaşamda, çocuğun fizik çevresi ile etkileşime girerek aktif bir öğrenici olarak görmeyi öğrenmesini amaçlamaktadır. Bu bağlamda hedef en erken dönemden itibaren çocuğun içinde bulunduğu fizik çevre ile etkileşime girmesini sağlamak, erken okur yazarlık, iletişim, psiko-sosyal becerilerini geliştirerek, öz güvenli bir birey olmasını sağlamaktır. 

SP de temel yaklaşımlar (konvansiyonel yöntemler) çocukların gelişiminde, belli kilometre taşlarına ulaşabilmeleri için eğitilmeleri veya öğretilmeleri gerektiği felsefesine dayanmaktadır. Uygulama da duyu ve motor gelişim için çocuk bakmaya, taklide, söyleneni uygulamaya yönlendirilir. Alışılagelmiş bu uygulamaların bazen hiç sonuç vermediği, bazen de çok geç yanıt alındığı saptanmıştır.

Danimarka asıllı bir çocuk gelişimci olan Lilli Nielsen, uzun süre görme engeli ve ilave engeli olan çocuklarla çalışıp, temel uygulama yöntemleri sonrasında çocukların öğrenmeyi öğrenemediğini fark ederek SP de dahil, özellikle 0-48 aylık çocuklarda uygulanmak üzere aktif öğrenme yöntemini geliştirdi. Yedi kardeş olan Nielsen ın 4 kardeşinde de görme engeli ve sağırlık vardı.

Aktif öğrenme, çocuğu aktif öğrenici olarak kabul ederek kendi keşif ve incelemelerini yapması, bu uygulamalarla beceri kazanarak başkaları ve fizik çevresi ile etkileşime girmesi, gelişen özgüveni ve farkındalığı ile giderek bağımsızlaşmasını hedefler. Belli bir beceri için, çocuğun koşullarına uygun oluşturulmuş ortamlarda, çocuğun kendi hızında ve çocuğun liderliğinde yapılacak çalışmalarla çocuğun süreci tamamlaması ve öğrenerek içselleştirmesi hedeflenir. Bu uygulamalarda çocuğun anne yaşı, gelişim basamağı, içinde olduğu fizik çevre, görsel ve motor gelişimin işlevselliğinin değerlendirilmesi önemlidir.

Anat Baniel Metodu (ABM) çocuğu aktif öğrenici olarak kabul eden ve motor gelişimi için çocukta kendi bedeni ile ilgili farkındalık sağlayarak çocuğun bedenini doğru kullanmasını öğreten ve beynin algılama potansiyelini arttıran bir farkındalık çalışmasıdır. Bu çalışmada tüm uygulamalar beyin plastisitesini temel alır.

Beyin plastisitesi beynin değişim özelliğidir. Beynin yeniden öğrenme, yeniden güçlenme, hasarlı sinir hücreleri, nöronların, çevresinden yeni bağlantılar oluşturarak hasarlı lezyonun işlevini yeniden oluşturma kapasitesidir. Her yeni doğanda 100 milyar sinir hücresi vardır. Bunların hepsi yeni bağlantılar kurmaya hazırdır. İlk 5 yaş beyin plastisitesinin en yüksek olduğu dönemdir.

ABM unu Türkiye ye getiren Sn Beril Tokcan olmuştur. Kendisi de SP li, ikiz eşi bir evlat sahibi olan Beril hanım yaptığı uzun arayışlar sonrasında bu yöntemi denemek için gittiği Kanada dan sonra, çok yararlandığını, çabuk sonuç aldığını görerek, aynı eğitimi bizzat kendisi Amerika Birleşik Devletlerin de Anat Baniel den alarak ülkemize tanıtmıştır. Beril hanın kendi web sitesinde ABM yöntemini şu cümlelerle tariflemektedir.

         ‘Anat Baniel Metodu® NöroHareket (ABMNH), beynin öğrenme ve algılama potansiyelini artırmayı amaçlayan bir farkındalık çalışmasıdır. Beynin kendini değiştirebilme gücünden yola çıkarak yapılan çalışmalarda amaç; yeni nöral bağlantılar kurarak, fiziksel, bilişsel, ruhsal ve yaratıcı yetkinlikleri yavaş, yumuşak ve farkındalıkla yapılan hareket ile, yeni deneyimler kazanarak geliştirmektir. 

         Bu sayede bedenimizi daha doğru kullanmayı öğrenir, yeni hareket kalıpları oluşturup, dayanıklılığı, esnekliği, canlılığı artırabilir, ağrılarımızdan kurtulabilir ve beynimize yeni fonksiyonlar kazandırabiliriz. 

         Bireyleri mevcut sınırlarının ötesine götürmek için beynin doğal plastisitesini öğrenme temelli bir yaklaşım ile kullanan ABM, bir terapi ya da tedavi cinsi değildir. 

        Sağlığa bütünsel yaklaşan ve hareketi araç olarak kullanan “Anat Baniel Metodu”, temellerini Feldenkrais yönteminden almıştır.’

 

Benim bu yöntemle tanışmam 8-9 sene öncesine dayanıyor. Önceleri şüphe ile yaklaştığım yöntemi biraz araştırınca ve ülkemizde bu yöntemle çalışan çocukları izleyince, manyetik rezonans görüntülemelerinde ki ağır lezyonlara rağmen, motor ve görsel algılarının, beden farkındalıklarının ne kadar çabuk geliştiğini gördüm. Bu çalışmalarda ki uygulama prensipleri, serebral görme bozukluğunda  uyguladığımız prensiplerle bire bir örtüşmekte idi. Benim de verdiğim programlarda ki uygulamaların ve gerek kuzey Avrupa ülkeleri gerek A.B.D. deki görsel öğrenme ve görsel algının arttırılması uygulamaları,  ABM da ki  9 temel esas ile ne de güzel özetlenmişti. 

SP ve çoklu engeli olan, dikkat dağınıklığı, ASB, disleksi tanısı alan çocuk sahibi SERÇEV aileleri için bu yazıyı yazma gereği duydum.

 

 

 

 

ABM yönteminde uygulamada ki 9 temel esas çocuğun en üst düzeyde kendi potansiyelini kullanmasını hedeflemek için uygulamada ki gerekli koşullardır. SGB da da çocukta görsel farkındalık sağlamak, bakmayı değil görerek bütünü algılaması için yapılan uygulamalarda da bu koşullar önemlidir. Bu 9 temel esası aşağıda ki gibi anlatabiliriz:

 

1.DİKKAT: Hareketler dikkatle yapılabildiği gibi otomatik olarak da yapılabilir. Motor engeli olan çocuk uzvunu fark etmeden bilinçsiz hareket yapabilir. Önemli olan elini, ayağını, tarafları, sağ-sol, ayırt etmesi için o uzva dikkatini yoğunlaştırmasıdır. SGB da da çocuk herhangi bir cisme, kişiye bakar. Ama acaba görüyor mu? Yani o cismin veya kişinin varlığını çevresinden soyutluyor mu? Tanıyor mu? Görsel seçici dikkatini yoğunlaştırıyor mu? Seçici dikkat olmadan çocuk öğrenemez, beyne gözden gelen görsel bilgiyi, beynin üst merkezlerinde yorumlayamaz. SGB da bilişsel görme için en önemli etken dikkatdir.

 

2.YAVAŞLAMA: Yeni araba kullanmaya başladığımızda her hareketimiz yavaştır. Tekrarla hızlanırız ve daha sonra otomatik olarak hızlı ve düzgün bir şekilde arabayı süreriz. Aynı şekilde yeni beceri edinen, görsel olsun motor olsun bu alanda farkındalığı, algısı yeni gelişen çocukda da yavaşlama ile öğrenme önemlidir. Bu yavaşlama her iki alanda da çocuktan çocuğa değişir. Bir görsel uyaran verildiğinde çocuğun bakması için bir süre geçebilir, burada hadi hadi gibi hızlanmayı yönetmek sadece çocuğun hiç bakmamasını sağlar. Geçen bu süre birkaç saniye veya dakika olabilir . Bu süreye latent peryod diyoruz. Anne sabırlı olmalı ve yavaş olarak oyunu sürdürmelidir. Ör. Bir çay bardağını ağzına götürüp yerine koyma becerisi  edinme ki burada hem görsellik hem de motor beceri vardır, bazı çocukta 1 hafta, bir diğerinde bir sene zaman alabilir. Yavaşlama ile yapılan işlemlerde görsel farkındalık ve motor beceri için yeni nöronlar arası bağlantılar oluşur, farkındalık sağlanır.

  1. ÇEŞİTLENDİRME: Günlük aktivitelerde yapılacak farklı uygulamalardır. Ör: çocuğun kaşıkla yemesi veya eli ile yemesi gibi. Bu motor beceri için bir örnek iken, SGB da da çocuğa önce kırmızı bardakta sütü verirken, bunun yanına sarı bardakta portakal suyu vermemiz ona sunduğumuz görsel çeşitliliktir. Başka bir örnek, çelik kapta parlak renkli bir topun hareketini izleyen çocuk, sıkıldığında ikinci farklı renk de ki topu koymamız gibi. Bu şekilde çocuğun farklılıkları algılayarak, yeni nöronlar arası bağlantılar oluşturulur. Çocuğun gelişim basamağına göre büyük-küçük, aynı-faklı bunlar çeşitlendirilir ve öğrenme becerisi geliştirilir.

4.DAHA AZ GÜÇ KULLANMA: Anat Baniel, çocuğun farklılıkları kendiliğinden algılayabilme yeteneğini destekleyip güçlendirmemiz için daha az güç kullanmaya vurgu yapıyor. Burada uyarı şiddetinin artmasının duyarlılığı azalttığı saptandığından uyaranların dozunun ve şiddetinin azaltılması anlatılıyor. Ör. Çalıştırılmak istenen veya çocuğun hissetmesini istediğimiz uzvuna yumuşak dokunuşlar, yaptığı işi yapmada zorlanıyorsa, farklı pozisyonlarda daha az güç sarf ederek yapmasını sağlamak gibi uygulamalar motor beceri için  yapılabilir. SGB da ise çocuğun görmeyi kullanmada en çok zorlandığı ortamlar karmaşanın olduğu ortamlardır. Burada ör. Sınıfta, duvarlardaki Atatürk köşesi, mevsimler köşesi, resimlerin asılı olması sonrası ortaya çıkan görsel karmaşa, SGB olan çocuğumuzda çok büyük huzursuzluk yaratır, görmeyi kullanmasını engeller. Buna sınıf içi çocuk sesleri, defterdeki karmaşık resimler eklendiğinde çocuklar iyice dağılırlar. O nedenle ör. Sınıf sırasının üzerine siyah örtü örtülmesi, duvarlarda fazla bir resim asılı olmaması, gürültünün en aza indirilmesi çocukların ince ayrıntıları fark etmeleri için önemli koşullardır. Hiç bakmayan çocuğa karanlık odada bakmasını istediğimiz cisme fener tutarak gösteririz. Bu şekilde arka plandaki görselliğin yaratacağı karmaşa bastırılmış olur. Duyu ve motor gelişimde ortam karmaşasının giderilmesi, hızlı hareketin önlenmesi, arka plan uyaranlarının şiddetinin azalması, çocuğun beyninde yeni bağlantılar yaratarak farklılıkları algılamasına yarar.

5.ÇOŞKU: Gerek SP de, gerek tipik gelişen çocuklarda ve hepimizde çoşku çok olumlu bir enerjidir. Çoşku ile yapılan işlerde beyin kimyası, salgıladığı nörokimyasal maddelerle öğrenmemizi kolaylaştırır. Motor veya görsel beceri olsun, çocuk motive olarak yaptığı işlerde daha kolay öğrenir ve dikkatini daha uzun süre yoğunlaştırabilir. O nedenle annelere öncelikle çocuğun en sevdiği renklerle çalışmasını isteriz. Bir diğer önemli konu çocuğun ailenin tüm bireylerinin kendi varlığından hoşnut olduğunu hissetmesi, aile içinde kabul gördüğünü hissetmesidir. Çocuğun özel durumunu kabullenmemiş ailelerde motivasyon eksikliğini hissetmek çok olasıdır. Rehabilitasyon merkezlerinde sürekli ağlayan çocuk ailelerine hep devam etmemelerini söylemişimdir. Orada ya karmaşa vardır ya da sevmediği onu zorlayan bir eğitimci.

6.ESNEK HEDEFLER: ‘Yapabilse idi yapardı’ Bu amaçla söylenmiş olduğunu düşünüyorum. Motor beceri veya görmeyi öğrenme amaçlı olsun annelerin hedefi yüksek olabilir ama esas çocuğun liderliği olduğu için çocuğun beceriyi öğrenme seviyesi, bizim bunu kabullenmemiz, hedeflerimizin esnek olmasını sağlar. Yukarıda verdiğim su bardağını ağzına götürüp içmesi ve sonra yerine koyması tipik gelişen çocukta 2. Yaş da uygulayabileceği bir beceridir. Çoklu engel durumunda bunu öğretmemiz haftalar hatta seneler alabilir. Bu beceri görme ve motor gelişim için örnek olarak alabiliriz. Esnek hedefler yerine zorlayıcı ve katı hedefler koyarak yapılacak uygulamalar çocuğun motivasyonunun kaçmasına ve çocuğun tamamen kapanmasına, kendi iç dünyasına dönmesi ile sonuçlanır. Bunun sonrasında mannerism dediğimiz, sallanma, ellerine bakma, gözüne bastırma gibi kendini uyarma davranışları gelişir ki bu klinik tablo çocuğun otizm tanısı ile etiketlenmesine neden olabilir.

  1. ÖĞRENME ŞALTERİ: Beynin öğrenme şalteri açık ise çocuk öğrenir. SP de ve diğer engel durumlarında, tipik gelişen çocuklara oranla her zaman öğrenme kolay gerçekleşmez. Çok terapist bana çocukla göz teması veya ilişki kuramadığı gerekçesi ile hasta yolluyorlar. Burada önemli olan acaba çocuk öğrenmeye hazır mı? O gün içinde yaptığı aktivitelerle yorgun mu? Aldığı ilaçlar çocuğun uyanık olmasını etkiliyor mu? Çocuğun pozisyonlanması, çocuğun görmeyi kullanması için uygun mu? ( Eğer pozisyonlanma çocuğun kendini emniyette hissetmesine engel ise çocuk duyu ve motor beceriyi yapmada zorlanır). Gerek ABM metodunda, gerek SGB da çocuğun kendi dinamiği ile aktiviteyi başlatması ve kendi deneyimleri önemli olduğu için öğrenme şalteri açık ise beyinde nöronlar arası bağlantılar oluşur ve çocuk o beceriyi öğrenir.

8.HAYAL GÜCÜ VE DÜŞLER: Hayal gücü beynin gerçek işlevlerinden birisidir, çocuğun yeni şeyler yaratarak gerçek dünyasını canlandırmasını sağlar. Çocuklarda  küçük yaşlarda hayal gücü çok geniştir. İki yaşına gelmiş çocuklarda ‘mış’ gibi oyunlar, gerçek ile gerçek olmayanı fark etmeleri sonrası hayal güçlerini geliştiren, ıraksak düşünmelerini sağlayan oyunlardır. SP de anne babaların gerek motor gerek görsel algı için oyunlarla çocuklarının hayal güçlerini geliştirmeleri önemlidir. Bu bağlamda kitap okumak, masalda geçen cisim, hayvan ve giysilerden 3 boyutlularından oluşan hikaye kutucukları veya askıları oluşturmak, sonrasında taklitle ve ucu açık sorularla hayal güçlerini geliştirmek önemli bilişsel duyu ve motor uygulamalardır.

9.FARKINDALIK: Çocuğun uygulanan oyunlar sonrasında ne yaptığını  gözlemleyerek, kendi bedeni üzerinde deneyimleyerek anlaması ve o görsellik veya motor beceri hakkında bilgi edinmesidir. Farkındalık sonrasında çocuk bir sonra ki aşamaya geçer. Gene su bardağını alıp, suyu içmeyi ve yerine koymayı ele alacak olursak burada o kadar çok motor ve görsel aktivite vardır ki ve nihai sonuç olarak bu çocukta el-göz koordinasyonu için çok olumlu bir çalışmadır. Uzanmaya başlamadan evvel tipik gelişen çocuğun görme sistemi çocuğu sayısız görsel bilgi temin eder. Bardak ne kadar uzakta? Bardak çocuğun gövdesi referans olarak alındığında masanın üstünde nerede duruyor? Bardağın şekli ve içinde ne kadar su var?  Bardağın ağırlığı ne kadar? Bunların hepsi farkındalıktır ve görsel algıdır. Çocuğun elini uygun mesafeye, uygun şekilde açıp uzatması, ağzına götürüp suyu içmesi, bardağı yerine koyması motor ve duyu uygulamalarında farklı etaplarla gelişen ve görsel – motor farkındalıklarla elde edilen becerilerdir.

Anat Baniel, Lilli Nielsen, Jane Ayres gibi araştırmacıların, engelli çocukların beyinlerini geliştirmek, zihinlerini yeni öğretilere açmak için geliştirdikleri uygulamalar, günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bilimselliği değişik yayınlarda kanıtlanan bu uygulamalar bize neyi, niçin yaptığımızı açıklar. 7/24 çocuğu ile beraber olan anne, çocuğunun en iyi arkadaşı ve eğitmenidir. Onu en iyi tanıyan odur. O nedenle her disiplinin öncelikle anneyi bilgilendirmesi çocuğun gelişimi için olmaz ise olmazdır.

Aktif öğrenmede çocuğu motive eden zenginleştirilmiş ortamlarda, yukarıda anlatılan 9 temel teknik, çocuğun  farklılıkları algılamasını, farkındalığını sağlayarak bir sonraki basamağa geçişini hazırlar.

Bu konuda ki bilgilerimizi  arttırarak, bilişsel ve psikolojik olarak kendimizi geliştirmek amaçlı, Anat Baniel in yazdığı ve dilimize de çevrilen ‘Sınırlarını aşan çocuklar’ ve Sn. Beril Tokcan tarafından yazılan ‘ Ben artık özgürüm’ adlı kitapları okumanın çok yararlı olacağını düşünüyorum ve ilgili her disiplinle birlikte anne-babalara öneriyorum..

 

Sonuç olarak; ABM yöntemi ile SGB da duyu, motor farkındalık yaratmak, çocuklarımızın bilişsel görmesini desteklemek, her alanda öğrenmelerini kolaylaştırmak amaçlı yapılan uygulamalarda 9 temel esas alınarak çocuğun süreçleri kendi bedeni üzerinde denemesi hissetmesi sağlanarak öğrenmesi desteklenmektedir. HER ÇOCUK ÖĞRENİR. Önemli olan çocukların gelişimin her basamağı için kapasitelerini en üst düzeyde kullanacakları , bireysel işlevlerine göre zenginleştirilmiş ortamlarda onlara fırsatlar sunmaktır .

 

KAYNAKCA:

  1. Zihl, J., & Dutton, G. N. (2014). Diagnostic Assessment and Intervention in Cerebral Visual Impairment in Children: Visuoperceptive and Visuocognitive Disorders(S:123-179). Wien, Austria: Springer Verlag.
  2. https://www.pathstoliteracy.org/blog/remembering-lilli-nielsen-and-her-legacy-active-learning
  3. https://www.nationaldb.org/info-center/educational-practices/active-learning/
  4. https://www.anatbanielmethod.com/
  5. https://www.beriltokcan.com/
  6. https://activelearningspace.org/principles/dynamic-learning-circle
  7. file:///C:/Users/nazan/Downloads/UnderstandingAyresSensoryIntegration.pdf

Prof. Dr. Orhan Derman

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD.

Ergen Sağlığı ve Hastalıkları BD

Çocukluktan Erişkinliğe geçiş dönemi olan Adolesan dönem, Çocukluk döneminden fiziksel gelişimi yanında cinsel ve psikososyal gelişimin olması ile özellenir. Ergenler asla çocukların büyüğü ve erişkinlerin küçüğü değillerdir. Ergenlerin, erişkinlerin davranışları sırasında en çok üzüldükleri nokta kendilerinin adam yerine konulmamalardır. Asla ergene çocuk gibi davranamazsınız, çocukların muayene edildiği yerde muayene edemezseniz. Ergenlik dönemi hayatın en sağlıklı olduğu dönemdir. Bu dönemde en zor kısım dürtülerle baş edebilme ve davranışları kontrol edebilme yeteneğinin kazanılmasıdır. Çocukluk döneminde kurallı yaşam ve sorumluluk öğretilerini kavramamış bir gencin bu dönemde dürtüleri ile baş edebilmesi çok zordur. Özellikle engelli gençlerde kendilerini ifade etmekte zorlandıkları bu dönemde dürtüsellik kimi zaman cinsellik gelişimi sırasında kendini gösterirken, kimi zaman da hırçınlaşma ve bağırmalar ile ortaya konulmaktadır.

Gençlik dönemi ile adolesan dönem iç içe geçmektedir. Esasında adolesan merkezleri bir gençlik merkezi olarak hizmet verirler. Ve nüfusun 10-24 yaş aralığına bakarlar. Adolesan multidisipliner bir yapıda hizmet vermektedir. Çocuklarda ve ergenlerde Psikopatolojiye odaklanan Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıklarının yanında davranışa ve uyum problemlerine odaklanırken, yeme bozukluklarına medikal yaklaşım ile Psikiyatrik tedavinin kolay uygulanabilir olmasını sağlamakta, Kadın Doğum ve Hastalıklarında Ergenlik döneminde cinsel ilişkiye girmemiş kızların menstrual problemlerine ve girmiş olanlarının cinsel yollan bulaşan hastaları ile pelvik inflamatuar hastalıklarına ve ergen evliliklerine ve gebeliklerine karşı tutumu ile eksikliği kompanse etmeye çalışmaktadır. Cinsel kimlik organı olan memelere odaklanarak kızlarda memeler ile ilgili problemleri ve erkeklerde glanduler meme büyümesi olan jinekomastiye tedavi protokolleri oluşturmaktadır. Cinsel kimliğinden hoşnutsuz gençlere de bu konuda hastanede oluşturduğumuz bir komisyon tarafından her türlü desteği vermekteyiz. Ortopedi ve Travmatoloji ile Postur problemleri (Skoyoz ve Kifoz) Apofizyal lezyonlar (OsGood Schlatter ve Sever gibi) ve Femur başı epifiz kayması gibi problemleri beraber takip ederek hizmet vermektedir. Sporcu Sağlığı Anabilim Dalı ile de gençlerin bilinçli spora katılmaları, motivasyonları ve metabolik değerler ile yakın takibini gerçekleştirmektedir. Pediatrik Endokrinoloji bölümü çocukların ve gençlerin hormonal düzeydeki problemlerine odaklanırken Pediatrik Adolesan hormanal değişimlerin yol açtığı fiziksel, cinsel ve psikososyal problemlere odaklıdır. Pediatrik Adolesanda hiçbir zaman hormonal bozukluk takip edilmemekte, tespit edildiğinde hemen Pediatrik Endokrin bölümüne adolesan ve genç yönlendirilmektedir. Adolesan bunların dışında dürtü kontrol zorluğu döneminde görülen ve hızlı fiziksel ve cinsel gelişimin yanında psikososyal gelişimin aynı hızda olmamasının yarattığı sorunların yol açtığı madde kullanımı, ihmal ve istismar, şiddet, cinsiyetinden hoşnutsuzluk ve riskli davranışlar ile de ilgilenmektedir. Bu kadar hizmeti bütüncül bir yaklaşımla kendi istekleri ile adolesan ve gençlik merkezlerine başvuran ergenlere ve gençlere vermektedir. 2

Ülkemizde aktif olarak hizmet veren en donanımlı Adolesan (Gençlik) merkezi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalındadır. Adolesan konusunda yetişmiş arkadaşlarımız vardır ama tam donanımlı bağımsız birim olarak vermektedirler. Bu konuda zorlukları çözmek için irade ortaya konulmalıdır.

Adolesan (Ergen) Sağlığı Bilim Dalında dört Pediatri öğretim üyesi, bir doktoralı klinik psikolog (özellikle teröpetik ittifak konusunda), gençler konusunda her türlü alan çalışmasında çok deneyimli iki hemşire, gençlere iletişim de çok tecrübeli iki sekreter ve gençler konusunda çok duyarlı bir görevli olarak on kişi ile hizmet vermektedir. Her ay bir asistan ve bir intörnün hasta hizmetlerine katılımı ile hem eğitim hem de hizmet verebilmekte, dört tez asistanın eğitim ile ergen sağlığı tez asistanlarına yeterlilik kazandırabilmekte (ikisi yabancı uyruklu), kadrosunda bulundurduğu altı doktora öğrencisi ile de bu konuda daha ileri hizmet verebilecek olan öğretim üyelerinin yetişmesine katkı göstermektedir.

Ergen Sağlığı Bilim dalında uyum problemi yaşayan ergenler, riskli ergenler, çocuk ihmali ve istismarına maruz kalanlar, madde kullanan ergenler ve gençler, şiddet mağduru gençlere öncü yaklaşımları ile bu konuda toplumsal problemlere çare olabilmekte ve ülke politikalarını belirlemede önemli işlev göstermektedir. Ergen Sağlığı Bilim Dalı, madde ile mücadele komisyonlarındaki üyelikleri ile bu konuda yetkili birimlere danışmanlık hizmeti verdiği gibi, üniversite gençleri için oluşturulan psikolojik danışman birimlerinin koordinatörlüğü ile de üniversite gençliğinin üniversite içindeki her türlü probleminin sorun haline gelmeden çözebilme kapasitesi gösterebilmektedir. Gençlere toplumsal hizmet uygulamalarına katarak, sorumluluk almalarını sağlayarak, birey olmalarına katkı veren Ergen Sağlığı bilim dalı gençlerin aktif katıldıkları birçok sosyal sorumluluk projeleri ile sağlıklı erişkin olmalarına zemin hazırlamaktadır.

Ülkemizde Adolesan (Gençlik) merkezlerinin yapılanması nasıl olmalıdır?

1- Adolesan Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarına bağlı bir yan dal olmalıdır.

2- Hizmet yeri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hastaneleri olmalıdır.

3- Adolesan merkezinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Aile Hekimi Uzmanı ve İç Hastalıkları Uzmanı görev alabilmelidir. Kadronun çoğunluğu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlarından olmalıdır. Aile Hekimleri bütüncül (Çocuk Sağ ve Hastalıkları, İç Hastalıkları, Kadın Doğum ve Hast, Cerrahi ve Psikiyatri) yaklaşım eğitimi aldıkları, İç Hastalıkları uzmanları ise 24 yaşına kadar uzayan genç erişkinleri de kapsayan geçiş dönemi (Transition dönem) ne hakim olup Çocuk Sağ ve Hastalıkları uzmanları ile birlikte bu dönemin sorunlarını çözebilme yeteneklerinden dolayı kadroda istihdam edilmelidirler.

4- Adolesan merkezleri ülkemizde Gençlik merkezi olarak yapılanmalıdır. Her ilin genç nüfusuna göre gençlik merkezinin sayısı ayarlanmalıdır.

5- İkinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında ergenler ve gençlere hizmet veren ve bilimsel araştırma ve veri yaratan merkezler olmalıdır.

6- Adolesan merkezlerinde en az bir adet klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve dietisyen görev almalıdır.

3

7- Gence erişimin ve merkezin gence hizmet odaklı olduğunu hissettiren hasta destek biriminde klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve dietisyenin yanında hemşirelerden oluşan ekip çalışmalıdır.

8- Adolesan merkezlerinde gençle iletişim kurabilme kapasitesi yüksek sekreterler görev almalıdır.

9- Adolesan ve Gençlik merkezlerinde hizmetin performans değeri, sadece fizik muayene kapsamında değil her gencin cinsel ve psikososyal değerlendirilmesinin yapılacağı da gözetilerek hesap edilmelidir.

Ülkemizde Gençlik merkezleri olarak açılan 42 merkez Sağlıkta Dönüşüm sonucunda Toplum Merkezlerine bağlanmış atıl hale getirilmiş çoğu da işlevini yitirmiştir.

Ülkemizde birçok bakanlığın eş güdümünde yürütülen Madde ile mücadele, Çocuk ihmal ve İstismarına Yaklaşım, Kadın Cinayetleri, Okul Başarısızlıkları gibi sorunlar Adolesan ve Gençlik Merkezleri açmadan çözülemez.

Adolesan ve Gençlik merkezleri sadece tedavi kurumları değil aynı zaman da danışmanlık merkezleridir. Bu sadece sağlıklı adolesanlar için değil aynı zaman da engelli gençleri de hedef alarak bir yapılanma sağlanmalıdır.

Adolesan ve Gençlik merkezleri gençlerin buluşma ve akran eğitimi ve akrana erişme hizmeti veren birer oluşumlardır. Okullardaki ve sokaklardaki çocuklara ve gençlere, Adolesan ve Gençlik merkezleri açmadan asla ulaşamazsınız.

Ülkemizin kaderini belirleyecek olan, yarının erişkinleri olacak gençlere, kendi merkezlerini çok gören bir zihniyet geleceğe en büyük kötülüğü yapmış olacaktır. Unutmamak gerekir ki Türkiye nüfusunun 10-24 yaş aralığı %20 lik bir kısmını teşkil etmektedir.

Ülkemizde yetişmiş ve bu konuya gönüllü birçok değerli arkadaşlarımızı en fazla yüreklendirecek olan, onları bir çatıda buluşturup adolesan ve gençlik konularına yönlendirmektir.

Mart 2020 tarihinden beri Türkiye Cumhuriyeti ile beraber bütün dünya Corona virüs pandemisinin etkisindedir. Pandemi; insanlarda bağışıklığın olmaması ve hastalıktan dünyada her insanın etkilenmesi anlamında kullanılmaktadır. Bir yıla yakın bir zamandır yaz dönemi hariç esnek çalışma düzeni ile sadece zorunlu olarak hastaneye başvuran gençlerimize sağlık hizmeti verebiliyoruz. Bu dönemde gençlerimizde yaklaşık %20 sinde depresyon ve anksiyete (kaygı) düzeyinin çok arttığını gözlemliyoruz. Bizlerin bile işimize haftanın her günü gidemediğimiz bir düzende gençlerimizi de zorunlu olmadığı takdirde bölümümüze çağırmıyoruz. Tele-medicine ile takip edebilmeyi sınırlı tutuyoruz çünkü bizler, gençlerin davranışsal problemlerine çok odaklı olduğumuz, onlara danışmanlık hizmeti vermeye çalıştığımız için yüz yüze görüşmenin yerini hiçbir yöntemin tutmayacağına inanıyoruz. Tıp Fakültesine dönem 4 ve 5 öğrencileri de (Stajer Doktor) dahil olmak üzere hiçbir öğrencimizle yüz yüze ders yapamadığımız gibi Hastanemiz Corona hastanesi olarak hizmet verirken bütün sistemimizi bu pandeminin bir an önce bitmesi için odaklanmış durumdayız. İntörn (Dönem 6) lerimiz, asistanlarımız ve fellowlarımız ile sağlık sistemimizi sürdürmeye çalışıyoruz. 4

Bölümümüzde bu dönemde en çok Yeme Bozukluğu hastaları ve Durdurulamayan Adet kanama şikayetleri ile hasta başvurularını alıyoruz çünkü bu iki durumda Adolesan Sağlığı konusunda acillerimizin en üst sıralarında yer alıyorlar. Bu dönemde engelli gençlerimizin mevcut sağlık problemlerinin üzerine yenilerinin eklenmemesi için elimizden geldiğince Tele-medicine ile sağlık hizmeti sunmaya çalışıyoruz.

KAYNAKLAR

1-Çuhadaroğlu F. (1996)Adolesanlarda Psikolojik Gelişim Özellikleri. Katkı,17:783-788.

2–Kınık E.(2000) Adolesan Hastaya Yaklaşım. Katkı, 21(6):713-720.

3-Kanbur N, Pehlivantürk M. Ergenlerde psikososyal görüşme. Çocuklarda Anamnezden Tanıya.(2016) Editör Yakıncı C, Karabiber H. Nobel Kitabevi. 100-105

4-Woods ER, Neinstein LS. Office Visit, Interview Tecniques, and Recommendations to Parents. In: Neinstein. LS, Gordon CM, Katzman DK, Rosen DS, Woods ER (eds). Adolescent Health Care: A Practical Guide, 5th ed. Lippincott Williams and Wilkins, Philadelphia 2008: 32-43.

5-Neinstein LS: Menstrual problems in Adolescents. Mes Clin North Am 74:1181,1990.

6-The Pediatric Diagnostic Examination. Pediatrik Tanısal Muayene Editor: Donald Greydanus, Arthur Feinberg, Dilip Patel, Douglas Homnick. Bölüm 21: Jinekoloji Sistemi ve Adölesan. Sayfa 701-749.

7- Akgül S, Kanbur N, Derman O. A different training model for adolescent medicine: a PhD program in Turkey, where adolescent medicine is not currently a sub-specialty at this stage.Int J Adolesc Med Health. 2015 Jun 26. pii: /j/ijamh.ahead-of-print/ijamh-2016-5008/ijamh-016-

08.xml. doi: 10.1515/ijamh-2016-5008. [Epub ahead of print]

SERÇEV (Serebral Palsili Çocuklar Derneği) | Resmî Web Portalı & Bilgi Bankası

SEREBRAL PALSİ VE ERGOTERAPİ KAPSAMLI BAŞVURU REHBERİ

Bu doküman; SERÇEV web sitesinin ‘Ergoterapi’ ana sekmesi altında konumlandırılmak üzere, üç temel paydaş grubu (CP’li Bireyler, Aileler ve Profesyoneller) için ayrılmış derinlikli, kurumsal ve bilimsel metinleri içermektedir. Her sekme; yaşam boyu roller (Top-Down) ile beden işlevleri, duyusal süreçler, mimari modifikasyonlar ve ileri teknolojileri (Bottom-Up) harmanlayarak okuyucunun gereksinim duyduğu en üst düzeyde bağımsızlık vizyonunu sunar.

 

 

SEKME 1: CP’Lİ BİREYLER İÇİN ERGOTERAPİ

Kendi Yaşamının Lideri Olmak: Seçimler, Bağımsızlık ve Hak Temelli Katılım

  1. Bağımsızlığın Tanımını Yeniden Yapmak: ‘Kendi Yolunu Çizmek’

Toplum çoğu zaman bağımsızlığı çok dar ve kalıplaşmış bir pencereden tanımlar: ‘Her işi tıpkı herkes gibi, standart fiziksel yöntemlerle ve tamamen yalnız başına yapmak.’ Oysa ergoterapi biliminde bağımsızlık bambaşka ve çok daha özgürleştirici bir anlama sahiptir: Bağımsızlık; neyi, ne zaman, nerede ve nasıl yapmak istediğinize kendinizin karar vermesidir.

Montunuzu giyerken fermuar çekme aparatından destek almak, bir restoranda yemeğinizi kalınlaştırılmış tutma sapına sahip bir çatalla yemek, bilgisayarınızı göz takip sistemiyle idare etmek ya da evinize girdiğinizde sesli bir komutla ışıkları yakmak bağımsızlığınızdan hiçbir şey eksiltmez. Aksine, bu adaptif çözümler hayatın akışında başkalarının inisiyatifine kalmadan kendi iradenizi ortaya koymanızı sağlar. Ergoterapi seansları; bedeninizi zorla standart kalıplara sokmaya çalışan bir süreç değil, sizin özgün biyomekaniğinize, enerjinize, hızınıza ve isteklerinize en uygun yöntemleri keşfettiğimiz kişisel bir yolculuktur.

Kişisel Güçlenme Manifestosu

Fiziksel ya da duyusal farklılıklarınız birer ‘eksiklik’ değil, dünyayı deneyimleme biçiminizdir. Ergoterapi; ‘yapamazsın’ denilen aktiviteleri analiz ederek onları parçalara ayıran, engelleri araç ve çevre modifikasyonlarıyla aşan ve sizi kendi yaşamınızın seyircisi değil, başrolü yapan bir güçlendirme alanıdır.

 

  1. Yaşam Evrelerinde Karşılaşılan Eşikler ve Okupasyonel Çözümler
  2. Çocukluktan Ergenliğe Geçiş: Beden Algısı, Mahremiyet ve Akran Dünyası

Ergenlik dönemi, büyüme ataklarının hızlandığı, kas tonusunun ve postürün değiştiği, aynı zamanda bireysel kimlik ve akran aidiyetinin en ön plana çıktığı kritik bir eşiktir:

  • Özel Alan ve Mahremiyetin Korunması: Tuvalet transferleri, banyoda yıkanma ve iç çamaşırı giyme gibi en kişisel rutinlerde aile bireylerine olan bağımlılık ergenlikte psikolojik yük oluşturabilir. Ergoterapi; stratejik banyo tutunma barları, kaymaz yüzeyler, mıknatıslı/cırt cırtlı adaptif kıyafetler ve pratik transfer teknikleriyle bu süreçlerde maksimum mahremiyeti hedefler.
  • Beden Algısı ve Estetik Adaptasyonlar: Kıyafetler sadece bir örtünme aracı değil, kimliğin dışavurumudur. Tekerlekli sandalye kullanımında potluk yapmayan, bası oluşturmayan dikişsiz pantolonlar, kolay giyilen şık ayakkabılar ve tarzınızı yansıtan giyim modifikasyonları planlanır.
  • Sosyal Katılım ve Öz Savunuculuk (Self-Advocacy): Okul bahçesinde, kantinde veya sinemada arkadaşlarınıza ihtiyaçlarınızı çekinmeden ifade edebilmek, nerede destek isteyip nerede sınır çizeceğinizi bilmek sosyal özgüvenin anahtarıdır. Ergoterapide rol oynama (role-playing) senaryolarıyla bu iletişim becerileri çalışılır.
  1. Üniversiteye Geçiş ve Kampüs Yaşamı: Yeni Bir Ekosistemde Bağımsızlık

Aile evinden ya da alışılmış lise ortamından üniversite amfilerine adım atmak, yeni bir okupasyonel rolün başlangıcıdır:

  • Kampüs Erişilebilirlik Haritalaması: Dönem başlamadan önce amfilere, kütüphaneye, öğrenci işlerine ve yemekhaneye ulaşım güzergâhları incelenir; engelli asansörleri ve rampa eğimleri ergoterapist desteğiyle analiz edilir.
  • Yorgunluk ve Enerji Tasarrufu: Üniversite binaları arasındaki mesafeler spastisiteye bağlı kas yorgunluğunu artırabilir. Günlük ders programı, dinlenme aralıkları ve mobilite araçlarının (manuel/akülü sandalye) ergonomisi enerji tüketimini optimize edecek şekilde kurgulanır.
  • Akademik Adaptasyonlar ve Sınav Hakları: Uzun el yazısı ödevleri veya sınavlar yerine; sesli dikte yazılımları, tablet ve alternatif klavye kullanımı, sınav esnasında ek süre, ayrı salon ve okutman/yazıcı desteği alma hakları planlanır.
  1. İş Hayatı, İstihdam ve Mesleki Rehabilitasyon: Üretken Bir Birey Olarak Varlık Göstermek

Meslek sahibi olmak, sadece ekonomik bağımsızlık değil, toplumsal statü ve psikososyal iyilik halinin en güçlü kaynağıdır:

  • Çalışma İstasyonu Ergonomisi: Masa yüksekliği, sırt ve boyun destekli ergonomik koltuklar, dikey fareler (vertical mouse), bilek destekleri ve ekranın göz hizasına konumlandırılması kas-iskelet yüklenmelerini sıfıra indirir.
  • İş Süreci Yönetimi ve Mikro Molalar: Sürekli aynı pozisyonda çalışmak kas spazmlarını tetikleyebilir. Ergoterapistler, iş akışını bölmeden uygulanabilecek 2-3 dakikalık mikro esneme ve nefes protokolleri geliştirir.
  • İşveren ve Ortam Danışmanlığı: İnsan kaynakları ve iş yeri hekimleriyle iş birliği kurularak ofis içi engelsiz rotalar, erişilebilir lavabolar ve gerektiğinde uzaktan/hibrit çalışma haklarının çerçevesi çizilir.
  1. Romantik İlişkiler, Evlilik ve Kendi Evini Yönetme

CP’li bireylerin yetişkinlik hakları söz konusu olduğunda en sık göz ardı edilen alan romantik bağlar ve evliliktir:

  • Bağımsız Ev İdaresi: Mutfakta yemek hazırlarken tezgâhın diz boşluğuna sahip olması, indüksiyonlu güvenli ocaklar, hafif pişirme kapları ve akıllı robot süpürgelerle ev yönetimi keyifli bir uğraşıya dönüştürülür.
  • Cinsel Sağlık ve Çift İlişkisi: Cinsel yaşam ve mahremiyet, insan sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Kas spazmlarını azaltan pozisyonlama yastıkları, eklem koruma prensipleri ve partnerle açık iletişim stratejileri ergoterapi danışmanlığında ele alınır.
  • Ebeveynlik Rolü (Çocuk Sahibi Olmak): Bebek sahibi olan CP’li ebeveynler için emzirme/besleme minderleri, yana açılır mekanizmalı beşikler, güvenli bebek yıkama küvetleri ve tek elle yönetilebilen taşıyıcılar organize edilir.
  1. İleri Teknolojiler: Dijital Dünyanın Eşitleyici Gücü

Bugün teknolojideki devrimler, fiziksel kısıtlılıkları anlamsız kılacak düzeye ulaşmıştır. Ergoterapistler bu teknolojileri sizin günlük yaşamınıza entegre eder:

  • Göz Takip (Eye-Tracking) Sistemleri: Ellerinizi kullanmakta zorlanıyorsanız dahi, yalnızca göz hareketlerinizle bilgisayar ekranını yönetebilir, maillerinizi yazabilir, kodlama yapabilir ya da grafik tasarlayabilirsiniz.
  • Akıllı Ev Otomasyonları (IoT): Sesli asistanlar (Siri, Alexa, Google vb.) ya da akıllı telefonunuza bağlı tek bir anahtar (switch) ile evinizin kapısını açabilir, perdeleri çekebilir, oda ısısını ayarlayabilir ve acil durumlarda yakınlarınıza tek tuşla konum gönderebilirsiniz.
  • Erişilebilir Oyun ve Eğlence: Xbox Adaptive Controller ve uyarlanabilir joystikler sayesinde dijital oyun dünyasında akranlarınızla tamamen eşit koşullarda rekabet edebilir ve sosyalleşebilirsiniz.

 

 

SEKME 2: AİLELER İÇİN ERGOTERAPİ

Destekleyici Rehberlik: Çocuğunuzun Geleceğine ve Bağımsızlığına Alan Açmak

  1. ‘Tam Zamanlı Bakıcı’ Rolünden ‘Kolaylaştırıcı Yol Arkadaşı’ Rolüne Geçiş

Serebral Palsi tanısı almış bir evlada sahip olmak; tarifsiz bir sevginin yanında, yoğun bir koruma içgüdüsü, belirsizlik ve tükenmişlik hissini beraberinde getirebilir. Bir ebeveyn olarak en doğal refleksiniz, çocuğunuzun zorlandığı, sendelediği ya da bir işi yaparken zaman kaybettiği her an hemen araya girip görevi onun yerine tamamlamaktır.

Oysa ergoterapi felsefesinin kalbinde şu temel gerçek yatar: Çocuğunuzun yerine düğmesini iliklemek, ayakkabısını bağlamak ya da ağzına kaşığı uzatmak o anki dakikaları kurtarır; fakat uzun vadede çocuğun problem çözme, motor planlama (praksis) ve ‘ben de başarabilirim’ inancını elinden alır. Ergoterapi; aileyi çocuğu için her şeyi yapan yorgun bir bakıcı kimliğinden çıkarıp, ona güvenli alanlar açan, doğru araçları sunan ve bağımsız adımlarını gururla izleyen bir rehbere dönüştürür.

Hata Yapma ve Deneme Özgürlüğü

Çocuğun tabağındaki yemeği döke saça yemesi, kaşığı tutarken zorlanması ya da bir çorabı 10 dakikada giymesi bir başarısızlık değildir. O dakikalar, beynin nöroplastisite yoluyla yeni yollar keşfettiği en kıymetli öğrenme anlarıdır. Hayati tehlike taşımayan her durumda çocuğunuza deneme ve çözme fırsatı tanıyın.

 

  1. Gelişim Dönemlerine Göre Aile Eylem Planı
  2. Yenidoğan ve Bebeklik Dönemi: Güvenli Bağlanma, Sakinleşme ve Regülasyon

Bebeklikte en önemli okupasyon beslenme, uyku ve çevreyle güvenli duyusal bağ kurmaktır:

  • Duyusal İşlemlemeyi Anlamak: Bebeğiniz altı değiştirilirken çığlık atıyorsa, banyoda suya girmekten aşırı korkuyorsa ya da kucağa alındığında bedeni kaskatı kesiliyorsa, bu bir huysuzluk değil duyusal modülasyon güçlüğüdür. Ergoterapistiniz, dokunsal ve vestibüler uyaranları sakinleştirici derin duyu (proprioseptif) girdileriyle dengeleyerek bebeğinizin regüle olmasını sağlar.
  • 24 Saatlik Postür Yönetimi: Rehabilitasyon yalnızca kliniğe gidilen haftalık 1-2 saatten ibaret olamaz. Bebeğin gün boyu yatakta nasıl yattığı, emzirilirken nasıl tutulduğu, pusette nasıl konumlandırıldığı eklemlerin, omurganın ve kalça çıkıklarının önlenmesinde hayati önem taşır.
  1. Okul Öncesi ve Erken Çocukluk: Oyunun Sihirli Gücü ve Öz Bakım

Çocukluk çağının en temel ‘işi ve uğraşısı’ oyundur. Oyun oynamayan çocuk dünyayı keşfedemez:

  • Uyarlanmış Oyun Materyalleri: Piyasadaki standart oyuncaklar parmak kavrama güçlüğü olan çocuklar için yıldırıcı olabilir. Oyuncak butonlarının genişletilmesi, kitap sayfalarına parmak geçiş aparatları takılması ve yere dökülmeyen manyetik puzzle sistemleri gibi basit çözümlerle çocuğun oyuna liderlik etmesi sağlanır.
  • Beslenmede Küçük Dokunuşlar, Büyük Özgürlükler: Kalınlaştırılmış köpük saplı kaşıklar, kaydırmaz vakumlu tabak altlıkları ve derin kenarlıklı tabaklar sayesinde çocuğunuz başkasına ihtiyaç duymadan beslenme hazzını tadar.
  1. Okul Çağı: Sınıf İçi Adaptasyonlar ve Öğretmen İş Birliği

Okul, çocuğun sosyal bir kimlik kazandığı ve toplumla ilk kez yüzleştiği alandır:

  • Sınıf İçi Doğru Oturma Dengesi: Ayakları yere basmayan, gövdesi yana kayan bir çocuğun tahtaya odaklanması veya yazı yazması nörolojik olarak imkansızdır. Sıra ve sandalyeye eklenecek ayak basamağı, gövde yan destekleri ve eğimli yazı tahtaları çocuğun tüm enerjisini derse vermesini sağlar.
  • Öğretmenle Ortak Dil Oluşturmak: Ergoterapistinizle birlikte çocuğunuzun öğretmenine yönelik ‘Sınıf İçi Kolaylaştırıcı Bilgi Notu’ hazırlayın. Çocuğun yazı yazma hızına göre ek süre tanımlanması, tahtayı cep telefonuyla fotoğraflamasına izin verilmesi gibi çözümler okul başarısını doğrudan artırır.
  1. Ergenlik ve Yetişkinlik: Gelecek Kaygısı ve ‘Benden Sonra Ne Olacak?’

Her CP’li birey ailesinin yüreğindeki en derin ve sessiz soru: ‘Biz bu dünyadan göçtüğümüzde çocuğumuza ne olacak?’

Bu yakıcı kaygıyı hafifletmenin yegâne yolu, bugünden itibaren çocuğunuza bağımsız yaşam becerileri kazandırmaktır. Ergoterapi; parayı tanıma, marketten alışveriş yapabilme, toplu taşımaya binebilme, cep telefonundan yardım çağırabilme ve evde temel bir öğün hazırlayabilme gibi hayati becerileri adım adım çocuğunuza öğretir. Çocuğunuz ne kadar bağımsız olursa, geleceğe dair kaygılarınız o denli güvene dönüşür.

  1. Evinizi Bağımsızlık Laboratuvarına Dönüştürün: Mimari Düzenleme Rehberi
  • Eşikler ve Zemin: Oda kapılarındaki ahşap/mermer eşikleri kaldırın veya mini rampalarla sıfırlayın. Kaymaya meyilli kilimleri ve ayağa takılabilecek açıkta duran kabloları sabitleyin.
  • Banyo ve Islak Hacim: Küvetleri iptal ederek zeminle sıfır giderli duş alanlarına geçin. Duş içine duvara monte katlanabilir sandalye ve çocuğun boyuna uygun paslanmaz tutunma barları yerleştirin.
  • Erişilebilir Yaşam Alanı: Çocuğun kendi kıyafetini seçebilmesi için dolap askılarını aşağı indirin. Mutfakta sık kullandığı su bardağını ve tabakları tezgâh hizasındaki alt çekmecelere yerleştirin.
  1. Ailenin İyilik Hali ve Tükenmişlikle Başa Çıkma

Uçaklardaki güvenlik anonsunu hatırlayın: ‘Önce kendi oksijen maskenizi, sonra çocuğunuzunkini takın.’ Siz bedensel ve ruhsal olarak tükenirseniz, evladınıza fayda sağlayamazsınız. Bir genci kaldırmaya çalışırken belinizi incitmemek için ergoterapistinizden doğru ergonomik transfer tekniklerini öğrenin. Gerektiğinde hasta kaldırma liftlerinden ve transfer tahtalarından faydalanın. Kendinize ait dinlenme ve nefes alma saatleri oluşturmayı bir lüks değil, çocuğunuza karşı bir sorumluluk olarak görün.

 

 

SEKME 3: PROFESYONELLER İÇİN ERGOTERAPİ

Klinikten Yaşama: Kanıta Dayalı, Bütüncül ve Katılımcı Rehabilitasyon Standartları

  1. Klinik Paradigma ve Felsefi Dayanaklar

Serebral Palsi rehabilitasyonunda geleneksel biyomedikal model uzun yıllar boyunca yalnızca vücut yapı ve fonksiyonlarındaki eksikliklere (spastisite derecesi, patolojik refleksler, eklem hareket açıklığı açısı) odaklanmıştır. Oysa modern rehabilitasyon bilimi, Dünya Sağlık Örgütü’nün **ICF (İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması)** modeli ışığında, nihai hedefin ‘Aktivite’ ve ‘Toplumsal Katılım’ olduğunu tartışmasız şekilde ortaya koymuştur.

Ergoterapi disiplini üç felsefi sacayağı üzerinde yükselir:

  • Holistik (Bütüncül) Paradigma: Birey anatomik parçaların mekanik bir toplamı değildir. Bireyin spastik kolu izole bir patoloji olarak değil; o kolun bir arkadaşına el sallarken, sınav kağıdını tutarken veya çocuğuna sarılırken kazandığı anlam çerçevesinde değerlendirilir.
  • Pragmatist Yaklaşım: Fonksiyonel fayda ve günlük yaşamda işe yararlık esastır. Anatomik lezyon statik veya dirençli olabilir; pragmatist ergoterapi aktiviteyi parçalayarak (task analysis), çevreyi düzenleyerek ve adaptif teknolojiyi entegre ederek bireyin sonuca doğrudan ulaşmasını sağlar.
  • Romantik / Hümanist Felsefe: Terapist bir otorite figürü değil, bir rehberdir. CP’li birey kendi yaşam öyküsünün, tercihlerinin ve hedeflerinin yegâne uzmanıdır. Terapötik süreç, klinisyenin değil, danışanın anlamlı bulduğu hedefler doğrultusunda şekillenir.
  1. Kapsamlı Değerlendirme Çerçevesi: Yukarıdan-Aşağıya (Top-Down) Metodoloji

Etkili bir ergoterapi süreci, kas tonusunu ölçerek değil; bireyin yaşamındaki rolleri, yapmak istediği ancak yapamadığı aktiviteleri sorgulayarak başlar:

Değerlendirme Alanı

Önerilen Standart Ölçüm Araçları

Klinik Amacı ve Hedef Çıktı

Okupasyonel Katılım & Hedef Belirleme

COPM (Canadian Occupational Performance Measure), GAS (Goal Attainment Scale), Rol Kontrol Listesi

Bireyin ve ailenin öncelik verdiği anlamlı hedefleri puanlamak ve müdahale sonrasındaki değişimi objektif olarak kanıtlamak.

Günlük Yaşam Aktiviteleri (ADL/IADL)

PEDI-CAT, WeeFIM, FIM, AMPS (Assessment of Motor and Process Skills)

Öz bakım, mobilite, bilişsel süreçler ve ev içi görevlerdeki bağımsızlık derecesini ve harcanan eforu belirlemek.

Okul Ortamı ve Eğitime Katılım

SFA (School Function Assessment), Minnesota El Yazısı Değerlendirmesi, Beery VMI

Sınıf içi oturma dengesi, ders araçlarının kullanımı, teneffüs katılımı ve yazılı çıktılardaki motor-bilişsel engelleri saptamak.

Duyusal İşlemleme ve Regülasyon

Sensory Profile-2 (Bebek/Çocuk/Yetişkin), SPM (Sensory Processing Measure)

Vestibüler, dokunsal ve proprioseptif işlemleme paternlerini, uyanıklık modülasyonunu ve duyusal kaçınma/arama davranışlarını haritalamak.

Oturma, Konumlandırma ve Basınç

Basınç Haritalama Sistemleri (Pressure Mapping), GMFCS, MACS

Tekerlekli sandalyede pelvik stabiliteyi sağlamak, omurga deformitelerini önlemek ve bası yarası risk noktalarını tespit etmek.

 

  1. Kanıta Dayalı Müdahale Yaklaşımları ve Kanıt Hiyerarşisi

Serebral Palsi literatüründe (Novak ve ark. Traffic Light System) en güçlü kanıt düzeyine (Yeşil Işık) sahip müdahaleler, pasif ve genel egzersizler değil; bağlama özgü, yoğun ve hedefe yönelik olan ergoterapi uygulamalarıdır:

  • Zorunlu Kullanım Terapisi (CIMT): Unilateral (hemiplejik) CP olgularında, az etkilenen üst ekstremite özel eldiven veya askıyla kısıtlanarak, etkilenen el ile günde 2-6 saat süresince yüksek yoğunluklu, tekrarlı ve şekillendirilmiş (shaping) fonksiyonel görevler icra edilir. Kortikal reorganizasyonu (nöroplastisite) en güçlü tetikleyen yöntemdir.
  • Bimanual Terapi (HABIT / BiT): Gerçek yaşam iki elin senkronize çalışmasını gerektirir. Bimanual eğitimde dominant ve yardımcı el rolleri belirlenerek ekmek kesme, fermuar çekme, bilgisayar oyunu oynama veya şişe kapağı açma gibi çift el koordinasyonu gerektiren aktiviteler hedefe yönelik çalışılır.
  • Hedef Odaklı Eğitim (Goal-Directed Training – GDT): Bireyin doğrudan seçtiği hedefler (ayakkabı giyme, bisiklete binme, saç tarama), klinik ortamında simüle edilmek yerine bizzat doğal çevre ve bağlamında parçalanarak öğretilir.
  • Bilişsel Yönelimli Günlük Okupasyonel Performans (CO-OP): Çocuğun kendi performans problemlerini ‘Hedef-Planla-Yap-Kontrol Et’ (Goal-Plan-Do-Check) bilişsel stratejisiyle çözmesini sağlayan kanıta dayalı bir metot olup, motor planlama ve yürütücü işlevleri eş zamanlı geliştirir.
  1. İleri Düzey Teknolojiler, İnovasyon ve Dijital Rehabilitasyon
  • Alternatif ve Destekleyici İletişim (ADİ / AAC) Entegrasyonu: Sözel iletişimi olmayan bireylerde yüksek teknolojili göz takip sistemleri ve dinamik ekranlı tabletler reçetelendirilir. Ergoterapist; kullanıcının postürünü ekrana göre hizalar, görsel alan tarama sınırlarını belirler ve sembol/kelime tablolarını bilişsel seviyeye göre yapılandırır.
  • Sanal Gerçeklik (VR) ve Artırılmış Gerçeklik (AR): Klinik ortamında oluşturulan güvenli sanal simülasyonlar (otobüse binme, caddede karşıya geçme, mutfakta yemek pişirme) sayesinde hata yapmanın fiziksel risk taşımadığı bir öğrenme platformu sunulur; elde edilen başarı gerçek hayata transfer edilir.
  • Robotik ve Dinamik Üst Ekstremite Cihazları: Yerçekimi kuvvetini kompanse eden dinamik kol destek sistemleri ve hedefe yönelik tekrarlı el hareketleri sağlayan giyilebilir robotik eldivenler, hareket açıklığı ve kavrama kuvvetini fonksiyonel bir göreve bağlayarak geliştirir.
  1. Multidisipliner Hizalanma ve Sonuç Ölçüm Raporlaması

Serebral Palsi rehabilitasyonu asla izole mesleki duvarlar ardında yürütülemez. Fizyoterapistin sağladığı kas gücü ve eklem açıklığı, dil ve konuşma terapistinin yapılandırdığı artikülasyon ve yutma güvenliği; ergoterapistin liderliğinde birleşerek bireyin okul başarısına, mesleki istihdamına, oyun oynayabilmesine ve toplumsal katılımına dönüştürülmelidir.

Rehabilitasyon ekibinin başarısı, klinikteki gonyometre ölçümleriyle değil; CP’li bireyin toplumun kalbinde kendi kararlarıyla ne kadar var olabildiğiyle ölçülür.

SERÇEV (Serebral Palsili Çocuklar Derneği) | Bilimsel ve Mesleki Yayın Kurulu
Web Sekmesi Dokümantasyon Sürümü: v2.0 – Yayına Hazır